|
İstanbul,
31 Aralık 2004 tarihinde üye olmuş
Yavuz Sultan Selim Han, Mısır’ı fethettiğinde bir süre orada
kalır. İdareyi eline alıp kendi hâkimiyetini yerleştirmek için bu
elzemdir. Bu sırada bir çadırda kalıyor. Çadırı süpürüp temizleyen,
yemeği yapan Mısırlı bir cariye vardır ki, Yavuz Selim Han sabah
çıkınca, cariye geliyor, akşama kadar çadırı temizleyip yemekleri
hazırlayıp gidiyor, akşam olunca da Yavuz Selim Han çadırına
dönüyor.
Cariye nasıl olduysa bir kaç defa Yavuz Sultan Selim Hanı görür ve
Ona âşık olur. Lâkin umutsuz bir aşk. Zira bir tarafta koskoca
Cihan Padişahı Halife-i Rûy-i Zemin, diğer tarafta basit bir
cariye...
Fakat cariyenin aşkı dayanılmaz boyutlara ulaşıp da kalbine sığmaz
hale gelince, ne yapacağını bilemez halde Halifeye açılmaya karar
verir. Lâkin aradaki uçurum cariyeyi iyice çıkmaza sokar ve
kararsız hale getirir. Bir yandan aşkının dayanılmaz baskısı, diğer
yandan aradaki devâsâ farkın kendini engellemesi arasında bocalayan
cariye Halifenin karşısına çıkma cesaretini kendinde
bulamadığından, yazıyla ilân-ı aşk etmeye karar verir. Ve üç
kelimelik bir not yazarak Halife hazretlerinin yatağına bırakır.
Notta sadece üç kelime yazılıdır:
“Derdi olan neylesin?”
Akşam çadırına gelip de yatağının üzerinde küçük bir kağıt parçası
bulan Yavuz Sultan Selim Han, kağıdı okuyunca bu notu yazanın,
çadırını süpüren cariye olduğunu anlar. Ve kâğıdın arkasına
cevabını yazar:
“Derdi neyse söylesin.”
Kâğıdı aynı yere bırakır. Sabah olunca da çıkıp gider. Bir müddet
sonra Cariye temizlik için çadıra geldiğinde ilk iş olarak kâğıdı
arar. Kâğıdı bıraktığı yerde duruyor bulur. Kaparcasına kâğıdı alıp
okuduğunda heyecanı bir kat daha artar. Halifenin cevabından
cesaretlenen cariye, kâğıdı çevirip dünkü notunun altına şu cümleyi
ekler:
“Korkuyorsa neylesin?”
Akşam olur. Halife çadıra döner. Kâğıdı okur ve cevabı yazar:
“Hiç korkmasın söylesin.”
Sabah bu cevabı okuyan cariye artık kararını vermiştir: Aşkını bu
akşam halifeye söyleyecek. Ne olacaksa olsun artık. Ve o gün
temizliği bitirdiği halde gitmeyip Halifeyi beklemeye başlar. Yavuz
Sultan Selim Han akşam çadıra dönünce cariyeyi kendisini bekler
bulur. Cariye, Halifeyi görünce hemen ayağa kalkıp temenna durur.
Yavuz Selim Han "Buyurunuz, sizi dinliyorum" deyince, cariye tüm
cesaretini toplamaya çalışırken, titreyen ellerini gizlemek için
elleriyle dirseklerini tutarak kollarını kavuşturur. Heyecandan
yüzü kıpkırmızı olmuştur. Kalbi yerinden fırlarcasına atarken,
titrek ve mahcup bir sesle: "Efendim...” der. “Cariyeniz...
Size..." ve cümlesini tamamlayamadan yığılıp kalır.
Kalbine sığmayan aşkını söyleyemeden ruhunu teslim eden cariyenin,
bu tertemiz aşkı karşısında Koca Halife gözyaşlarını silerek
etrafındakilere şöyle der:
“Gerçek aşkı şu cariyeden öğrenin. Zira âşık, mâşukunun yolunda
olur ve o yolda ölür.”
|