Bu benim dünyaya ilk gelişim.
Yıkarak saltanatını koca Fatih’in,
Kundakla kefen arasında bir gün,İstanbul İstanbul deyişim.
Merhaba Kızkulesi,Eyüp Sultan,Kanlıca,Şehremini merhaba.
Bir İstanbul istiyor eski çocukluğumdan,
Eski bozalı Arnavut kaldırımları lapa lapa
Yuşa’dan mı okunurdu ezanlar,Hırka_i şeriften mi ?
Komşularımız kaptanlar malta taşlı ikindilerden kalan,
Hala o beyaz gergeflerden mi ?
Bir tarihi gömmüşler Karacaahmedin ve Üsküdar’ın,
ve mercan terliklerinde unutulan çarşaflı kadınlar.
Sanki dûyûn-ı umumiye emeklisi faytonlar.
Bak hala bir sonbahar Acıbadem de Cuma selamlıklarından beri saraylılar.
Merhaba Beylerbeyi,merhaba Sultan Selim,
Merhaba iki gözüm İstanbul’um merhaba.
Aşı boyası sokaklarında ne mevsimler eskimiş.
Sakalsız saçlar kestirdiğim inci boncuklu berber dükkanları,
Kapalı çarşı,bakırcılar,lacivert mayıslarda köprü altları,
ve Boğaziçinde Şirket_i Hayriye duman duman,
Nerdesin o İstanbul nerdesin ?
Hani çıkrık seslerinde mehtapları dinlediğim Mediha Teyzelerin leylak bahçeleri,
Büyükbabamın bitmeyen Kuva-i Milliye hikayeleri.
Hani,tahtadan tekerlekli süslü arabalarım ?
Hani,bayram yerlerinde unutulan asude çocukluğum ?
Gene bir başka İstanbul’du.
Itırlılığıyla bütün beyaz başörtülülerin,lavanta çiçekli öğleden sonralarında ıslanan.
Açılır kapanır iskemlelerinde Uzun çarşının,İstanbul’u taşırdı bakır siniler
Sultanı yegahtan bir Hıdırellez mesiresi,
Sessiz sadakat şarkıları söylerdi,Haliç vapurlarında söz kesilmiş tazeler.
Hey yavrum hey ! Burun bahçe dalyanında İstanbul’u çekerlerdi denizden hiç ıslatmadan.
Kaç bayram mendili geçmişti elimden ?
Bütün uykularımı,koynuma alıp uyurdum İstanbul’u.
Rüyalarımda hala günahlar uyanır,hiç geçemediğim sokaklarında ıslanan.
Merhaba Sultanahmet,Yere batan merhaba
Merhaba iki gözüm İstanbul’um merhaba
Merhaba efendim merhaba..!
Sadri ALIŞIK