Yorgun yüreklerimizle ayaktayız…
Yere düşmesin diye emanet,
Gören güzüyle görmeyenlere bakıp,
Düşlerimizde vurgun yiyoruz…
Avuçlarımızla kavradığımız,
Sızıyan yüreklerimizde,
Atiye duyulan vuslatımız,
“mahzun olmayın” diyor…
Aşk İbrahim’ce beliriyor
Yorgun yüreklere…
Onca uyarı
İnsanlarda karşılık bulmuyor…
“yoksa insanlar ölümsüz de,
Ben mi aksini iddia ediyordum.”
Diye soruyorsun kendine…
Sonra mezarlıklar akla geliyor…
Orada sınıf gözetmeden
Defnedilen insanlar…
Birde tarihin mezarlığına bakıyorsun.
Büyük nizamların,
İnsanlar gibi,
Doğup büyüdüğünü,
Ve sonra gelişip serpildiğini,
Sırası geldiğinde de,
Yine insanlar gibi,
Yaşamlarının sona erdiğini görmen,
Karşılık bulmuyor uçarı yaşamlarda…
”devletlerin ömrü,
insanların ömründen,
biraz daha uzundu o kadar” diyorsun…
Sonunda ölümü
Her varlığın tadacağını,
Evrenin bütün noktasına
Ölümün bir nakış gibi
İşlenmiş olduğunu anlıyorsun…
İnsanların gaflet içinde olduklarını gördükçe,
Hüzün kaplıyor yüreğini…
Sonra yaşlı insanın elindeki,
Yorgun yürek söze giriyor…
“…ölüm bazen ceza,
bazen bir armağan,
bazen de bir lütuftur...”
Ve apansız yorgunluktan sıyrılıyorsun.
Anlıyorsun ki
Hayat yorgun yürekle de olsa,
Bir büyük serüvenin cehizini dizmekmiş…
Endülüs evet doğru söylüyo tabelada birinciyim :)
O yarışmada derece yoktu en güzel 100 lale seçildi benimki de
onların arasında :)
Mutluluğuma ortak olduğun için çook teşekkürler :)