Fotoğrafın nasıl ki rengi, ışığı, dokusu, kompozisyonu, derinliği
yani fotoğraf kimliğini ortaya koyan özellikleri varsa, kokusu,
sesi, sessizliği, çığlığı ve hatta gözleri de var. Sadece çekenin
değil, izleyenin de gözlerinin izi var.
Fotoğrafın gözleri, izleyenin hayat hikayesi, yaşanmışlıkları,
yaşanmamışlıkları, hayalleri, gerçekleri, değerleri, yargıları,
kültürü, psikolojisi biraz da. İşte bu nedenle, fotoğrafın sadece
çekenin iç dünyası ile bağlantılı tek taraflı bir eylem olarak
değil, izleyenin anlamlandırması ile hayatiyet kazanan çok yönlü
bir etkileşim olduğunu düşünüyorum. Bu nedenle eleştirileriniz
önemli benim için. Çünkü kendi adıma, sadece bir iç dökme, kendini
ifade etme yolu değil fotoğraf. Yeniliklere, farklı bakışlara,
yüzleşmelere, kendimizden gayrısına da ihtiyacı var fotoğrafın. Bu
nedenle eleştirilerdeki öznel görüşlere karşı açık ve tabir-i
caizse faydacıyım.Tahammül edemediğim ise, ifade tarzındaki
özensizlik ve saygısızlık.
Belgesel ve insan konulu fotoğrafları, hele ki sokak fotoğraflarını
seviyorum. Ama doğa, kırsal, detay, doku çalışmaları da ilgimi
çekiyor. İyi işlenmiş kurgusal ya da dijital manipulasyon tarzı
fotoğrafları da severim ama o an ve el değmeksizin çekilen
fotoğraflar da vazgeçilmezim. Aslında bir türden öte duyguyu
seviyor ve arıyorum fotoğrafta. Beni heyecanlandırması, algılarımı
açması, ruhumla buluşması önemli. Ve bu nedenle de kadrajın eğri
olması, bir objenin ucunun gözükmesi, kol ya da bacağın kesilmesi
vb. engel değil bir fotoğrafı sevmeme.
Ve bir alıntı Laleper Aytek’ten; “ Sözün bittiği, sustuğun ve
uzaklaşırken boğazında paslı bir tadla geriye dönüp bir daha bakmak
istediğin, sorduğun, merak ettiğin şey(de)dir fotoğraf. ”…