aşağıdaki linkten tüm amatör ve profesyonel fotoğrafçılar gurubuna dahil olabilirsiniz
http://www.facebook.com/group.php?gid=7453385973
uzun süredir düşünüyordum böyle bir platform oluşturabilir miyiz diye. ben amatör olarak ilgileniyorum ama profesyonel olarak çalışan geçim kaynağı fotoğrafçılık olan dostlarda var. bu yüzden daha çok bu amaca yönelik bir grup oluşturduk facebook’ta katılmak isterseniz belki güzel bir şeyler yakalayabiliriz.
http://www.omermazi.com
çocukluğumu özledim
Küçüktüm bilmezdim yalanı ve riyayı. Hep biliriz ya masum hikayeyi. Ben de küçük ellerimle ilk oyuncaklarımı kavrarken daha gözümün ucuyla arardım annemi, babamı.. Daha sonra ne mi olurdu! Hissederdim derin bir güven ve mutlulukla nemlenirdi gözlerim. Mahalle savaşlarında büyüdüm ben, çamur yollardan yürüdüm dizlerime kadar boyandım toprağa. Kuru yaprakların düştüğü zamanlarda kaleye mum dikerek oyun kurardım en sevdiğim minik dostlarımla. Çürük elma kim olacak derken, akşamın karanlığına sobelenirdi mutlu demlerim.
Telli arabalarım da oldu, topaçlarım da döndü hayallerle büyülenmiş zihnimin girdaplarında. Belli belirsiz anımsarım üç yaşında taşındığımız evi. henüz ışıkları yanmıyorken odamın, içimdeki heyecanla güneşin doğuşunu gördüm. İlk komşumuzu anımsarım nasıl gülümsemişti o sıcak yüreğiyle, çocukları vardı bizim evcilik oyunlarımızın minik hanımları. Onlarda büyüdü bizimle, onların hayalleri de semaya uzattı dallarını, yapraklarını.
Okula giderken sabahların kör gözlü karanlığında köpek sesleriyle irkilirdik, duyardık sağlı sollu bahçelerden yükselen ilk horoz seslerini. Bir dere vardı üstündeki ince tahtadan akrobatlar gibi geçerdik, bazen de düşerdik suya kahkahalarla gülen arkadaşlarımız arasında. Gözlerimizi ovalarken sokak özlemleriyle son ders zili çalardı. Büyük harçlıklar görmedik biz, elimize tutuşturulmuş liralarla horoz şekeri ile leblebi tozu arasında yazı tura atardık.
Hiç unutmam oyuncak bulmuştuk yerde, Gülzade teyzenin büyük oğlu Süleyman’la. Aramızda paylaşamayınca karar vermiştik üç beş ağaçtan oluşan orman denilen koruluğa gömmeye. Çocuk aklımızla nerden bilirdik uyanıklığı, Süleyman erken davrandı boş buldum oyuncağı gömdüğüm eşiği. Süleyman’ın lakabı sülük olarak kaldı hatıra. Hala anımsarım kanatları açılan o uçağı ve o ormanda sahiplenip isim taktığımız ağaçları. Çam kozalakları toplardık ağaçlarımızdan, paylaşırdık bedenlerimizden büyük çuvalları. Eriklere dalardık, dut toplardık bize konulmuş hudutları aşardık.
Zafer tepemiz vardı bizim, böğürtlenle süslenmiş gelinlik gibi dikenlerin arasında tırmandığımız tepemiz. Amaçsızca tırmanıp mutlu olduğumuz en yüce zirvemiz bizim.. Kestirmelerimiz vardı uyanıkça sızdığımız ara bahçelerden sıvıştığımız kestirmelerimiz. Öfkelerimiz vardı, kızıp taş da attım, başımda kanadı. çocukluğumuzdan kalan kırıkları ellerimle tutarken ağlarım ben geçmişin en güzel günlerine olan özlemimle. Mahalle parası toplardık arkadaşlarımızla bir ufak şişe kola bir piknik bisküviyle şenlenirde soframız, genzimiz yana yana içerdik gazlı gazozları. Ben hala o hazzı bulamam en mükellef masalarda. Ömer vardı küçük ömer. Sahi ben büyüktüm ondan bir yaş, takmıştık arkadaşlarla küçük sıfatını. kardeşi eyüp’ü dışlardık niye ki ufaktı bizden. Bisikletlerimize binerdik sokak sokak dolaşırdık fethederdik tüm arka mahalleri.
Ne bayramlarda en büyük harçlığı veren Yusuf amcayı, ne çocukluğumuza rağmen bizimle karşılıklı sohbet eden Arap Mahmut’u, ne de açık bisküvi aldığımız çikolatasına doyamadığımız Bakkal amca Muzaffer’i unutabildik. Sütçü lokman amcanın kamburunda taşıdığı, sopanın ucunda süt güğümleriyle dolaştığı, sesiyle yankılandığı bizim mahallemizi hiç unutamadım.
Kırlarda yürüdük biz, gelincikler topladık rüzgarların yapraklarını savurmasına rağmen, dört yapraklı yoncaları aradık yerlerde, kır çiçeklerinden demetler yaptık annelerimize. Masumdu zamanımız en az çocukluğumuz kadar. Mutluyduk biz doğal olduğunu bildiğimiz her yerde.
Türü: Hakkımızda
08 Kasım 2007 Perşembe
erzurum aşkale yemin töreni
askerlik anılarını o kadar anlattık eee tabi şimdi o hayattan bir kesiti merak edenler de olmuştur yada bir tek merak eden benim:) yer aşkale 1 ay sonra acemilik bitiminde 243 kişinin yani bizlerin yemin töreni yapılıyor.
Türü: Hakkımızda
27 Ekim 2007 Cumartesi
televizyon anıları
baskı ve zulm altında çaysız, susuz çalıştırılan insanların, peşlerine takılan paparazilere rağmen çay içme girişimlerini ibretlik için yayınlıyorum. ey patronlar size sesleniyorum reva mı bu söyleyin:)
Türü: Hakkımızda
13 Temmuz 2007 Cuma
ömer mazi’nin burcu ve burçlara bakış tarzı
Burcum: Koç (koç gibi maşallah, koçum benim de diyebilirsiniz)
Gurubunuz : Ateş- (ateşten uzak durmayı yeğlerim, millet ateşten kaçıyor biz gurup halinde ateşteyiz)
Uğurlu gününüz : Salı- (salı biz de hep uğursuzdur derdi eskiler kader işte bak çalışmadığım yerden gene çıktı karşıma)
Uğurlu sayınız : 9- (7 yi daha çok seviyorum ama başka burçlara kaptırmışlar)
Uğurlu taşınız : Pırlanta- (valla pırlantayı severim en azından satınca para eder. Yine de bakırdan iyidir)
Uğurlu renkleriniz : Ateş kırmızısı, nar çiçeği, al- (kırmızı kadar itici bir renk görmedim görünce midem bulanıyor uğuru da bu bulantı olsa gerek)
Uğurlu çiçekleriniz : Lale, gelincik, papatya-(bu çiçekleri kim sevmez ki tabiat düşmanı mıyım ben)
Uğurlu kokularınız : Manolya, lavanta çiçeği- (bu kokular bana alerji yapıyor pek de uğurlu sayılmaz)
Uğurlu müzik : Hızlı tempolu parçalar ve marşlar-(halk, sanat, pop hatta caz bile severim. Kulağa hoş gelen her şeyi severim ama tek sevmediğimi uğurlu yapmışlar tabi zaten faydalı şeylerin hepsi iticidir)
En belirgin özelliğiniz : Cesaret- (laf aramızda arkadaşlarda çok cesursun derler. Deli cesareti var deler iyi mi bir söz bu acaba)
En büyük emeliniz : Zafer- (malubiyet isteyen yoksa zaferi isteyebilir)
En büyük hatanız : Acelecilik- (ha bu uyar işte bozuk saatte günde bir kere doğruyu gösterirmiş. Bizim burçta o kavilden)
En büyük arzunuz : Liderlik- (yok ben parya yada köle olmak istiyorum)
burçlara çok inanmıyorum açıkçası. tamam iyi güzel şeyler de anlatılıyor ve iyi şeyler duymak hepimizin hoşuna gidiyor. ama son dönemlerde dikkat ettim de burçlar resmen anlatılan kişilere cuk oturuyor tabiri caizse. yani bu kadar olur diyesim geliyor. bu sefer aklıma şu soru geliyor! acaba burçları takip ede ede orda anlatılanlarla hayatımızı özdeşleştiriyor ve farkında olmadan o yönde mi şekilleniyoruz. yada bilinçli bir şekilde ben yay burcuyum gergin olmam lazım deyip durup dururken gerim gerim geriliyor muyuz, ya da akrep burcuyum geçimsiz olmam lazım mı diyoruz! yoksa gerçekten de gerginiz de burç onu tespit mi etmiş!
eğer burçlarla ilgili istatistiksel çalışma yapılmış ve belirli genellemelere gidilmiş ise bunun makul tarafı var. yok eğer tamamen yıldızlara göre bir mizaç çiziliyor ise buna şaşırırım işte
burçlara bakışım ve yorumlarım:
koç: koç gibidir koç burcu. koçum benim diye seslenilecek kadar yüreklidir. uzun yünüyle sımsıcak sarar sizi. bazen boynuzunun darbesinden kaçmanız imkansızdır.
boğa: sinirlendirmeye gelmez. kırmızı renkle hiç arası yoktur. kızdığı zaman kaçacak delik bulamazsınız. en iyi korunma yöntemi okla mücadeledir. bunun hakkından yay burcu gelir.
ikizler:bir eşini bulmanız mümkündür. elinizden gittiyse üzülmeyin aynısından muhakkak bulacaksınız.
yengeç: düz yolda yan yürür. tehlikelidir. bir kıskacından kaçarsanız öteki kıskacının nereden geldiğini anlamadan darbeyi yiyebilirsiniz.
aslan: aslan parçası bir tanedir o. aslanım benim diyesi gelir insanın. güçlü, kuvvetlidir ve lider vasıflarını taşır. herkesin üzerinde korkulu bir otorite kurmayı başarmıştır.
başak: çok narindir, doyurucu bir muhabbeti vardı. fikirlerinizle öğütebilirsiniz. bereketlidir kendisi cömertliği nam salmıştır.
terazi: çok dengelidir. adaletlidir. dengesini bozarsanız tefe tutar sizi.
akrep:zehirlidir ne yapar eder size zarar vermeye çalışır olmadı kendine zarar verir. köşeye sıkıştırmaya gelmez.
yay:çok gergin ve sinirlidir. gerildiği zaman tüm duygularınızı öldürebilir. sakin tutmakta fayda var.
oğlak: sevimlidir, hayatın kötülüklerinden uzaktır. masumdur. tecrübesizdir.
kova: çok alıcı bir yapısı vardır herkesi kucaklar ve sever. Dolu doludur.
balık:kin beslemez her şeyi unutabilir, balık hafızalıdır. çabuk kandırabilirsiniz.
Türü: Hakkımızda
05 Haziran 2007 Salı
neden cep telefonuna karşıyım?
-cep telefonu ile aynı odada yatanların bağışıklık sisteminin zayıfladığı, beyin krizine yol açtığı söyleniyor.
-gömlek taşımanın kalp krizi riskini arttırdığı söyleniyor.
-arka cepte taşımanın kısırlığa yol açtığı söyleniyor.
-kulakta konuşmanın beyin hücrelerini öldürdüğü söyleniyor.
-otobüste aracın frenini bozuyor.
-uçakta, uçağın düşmesine sebep oluyor.
-yastık altında kulak ardı tükrük bezlerinin salgısını bozuyor.
-toplantılarda ortamın ahengini bozuyor.
-camilerde ibadetin huşusunu engelliyor.
-elektronik cihazların yanında devrelere zarar veriyor.
-araçta abs fren sistemini baltalıyor.
-istihbarat teşkilatında telekulak skandalına sebep oluyor.
-teröristin elinde bomba düzeneği oluyor.
-cem uzan’ın elinde yolsuzluk skandalı oluyor.
-gençlerin elinde kontür krizine zemin hazırlıyor.
-ihtiyarların elinde mesaj gönderememe ve telefon fihristine ulaşamama sorunu yaratıyor.
-telefon şebekelerinin "bu işi tatlıya bağlayalım" yolları aramasına neden oluyor.
-toplumun nazarında fatura krizine, kampanya manyağı olmuş borsacı görünümlü abonelerin artmasını tetikliyor.
-iki telefonun arasındaki dalgalarla az pişmiş yumurta yememizi engelliyor.
-ilişkilerde sen neden aramadın diyerek ayrılıklara davetiye çıkarıyor.
-kontürüm yoktu, şarjım bitti, şarjımı evde unuttum, titreşime aldım, çağrı yaptım, cevapsız arama gördüm gibi deyimlerle teknolojik kültürümüze farklı bir boyut kazandırıyor.
-0532 kullanmak ayrıcalıklıdır gibi kast sisteminin oluşmasına ve toplumsal kutuplaşmalara zemin hazırlıyor.
sorarım size cep telefonu nerde taşınır?
Türü: Hakkımızda
01 Nisan 2007 Pazar
Hayatım Roman
Hayatım Roman:)
güncellenmiş özgeçmiş (14/11/2005)
milattan sonra bir sayı dizesinde bin dokuz yüzlü model yaratık olarak dünyaya gelmişim. Miş’li geçmiş zamandan attılar bir yalan biz de yer gibi yaptık. Tek kaynağımızı esas alarak milat kabul ettim hayatımda bu tarihi. Yaşamım ilk zamanları çok zor geçti. Emekleme dönemleri ve altını değiştirme zorluğu epey hırpaladı hatta onurumu zedeledi benim. İleriki zamanlarda bunu yüzüme vurarak sen kısa şortla dolaşıyorken, altını ıslatıyorken biz burada uzun şortla ve tertemiz çamaşırlarla fink atıyoruz diyenler çıktı. Doğduğum günü anlatmadım. Bir gece yarısı bülbüllerin şakıdığı, fırtınaların estiği, tabiatın hariçten gazel okuduğu (gayri resmi tarih) bir zamanda Nişantaşı diye uyduruk isim verilen bir mekanda beceriksiz bir gurup doktor ve hayatı boyunca hakarete maruz kalmış ebelerin eline doğdum. Öyle bir çocukmuşum ki yarabbi gören güzelliğimin ve zekamın inceliği karşısında bayılmış, bayılmayanlarda fenalık geçirerek diğer guruba ayak uydurmuş. Ve Ömer ilk isyanı başlatır, ağlama sesleri ile karışık bağırışlarla özgürlük mücadelesinde geri dönülmez bir kurşun atar. Sonracığıma zor günler gerilerde kalmıştır artık yürüyen kendi ayakları üstünde durabilen boyut olarak bodur ama işlevsel bir yaratık haline gelmişim.Artık resmi tarih resmen başlar:)
Hayat bu ya sonra mektep başlar, eline bir kalem bir de kokulu silgi verirler. Hade bakem yaz derler. Ulen ne öğrettinde yazayım dersin. Sonra ilk alkış patlar. Sınıfta eller havada uçuşur. O minik ellerin arasından kocaman bir el ayrılarak suratımın tam ortasına çarpar. Ve sınıfta patronun kim olduğu anlaşılır. Kalemi tutamayan ellerim daktilo gibi zırvalamaya başlar. O kalem ele yapıştı mı bittin artık demektir. Tek patronum olan örtmenimin diktatörlük dönemi beş sene sürer. Beş sene sonra oligarşik bir döneme geçiş sağlanır. Dertler ve patronlar bin parça olur. üç sene sonra darbeler yaşanır ve artık liseye geçerim. Lisede de ruhsal ve bedensel darbeler peşimi bırakmaz. Artık horoz gibi, tizle basların iç içe geçtiği, volumlerin ibreyi şaşırdığı bir ses tonum vardır. Bu dönemde büyük bir ustalıkla, getirdiğim zayıfları saklamayı başardım. Ne zamanki üniversite sınavları geldi o zaman kocaman bir kazık sakladığımın farkına vardım. O kazığın puanlara kattığı etki ile sendelesem de edebiyat fakültesine sızmayı başardım. Artık karıştıracağım, ortalığı birbirine katabileceğim bir yuva bulmuştum kendime. İlk başlarda Uzakdoğu spor sanatını kırkpınar güreşleri ile karıştırdığım için çok dayak yedim. Zamanla dayağını ve ekmeğini yediğim ustalar sayesinde borumuzu öttürmeyi başardım. Hızımı alamayıp üniversiteye kaçak kat çıkıp mastırımı tamamladım. Tam bu heyecanla zirveye varmıştım ki fakültedeki arkadaşlarım olm sakin ol birazdan bize nanik yapıp gönderecekler demesiyle şok oldum. Meğer mezuniyet gelmiş. Ve aldı mı beni bir telaş. Ne ideoloji, ne morfoloji, ne de sosyoloji kaldı. Birine kendimi yuttursam da bir yere kapak atsam ve iş bulsam diye düşünmeye başladım. Neyse medya da sazan çokmuş dediler gittim kendimi yutturdum onlara ve ilk görevimi aldım. Tabi bi nane bilmiyordum. Baktım anchormen denen zevata o zaman reha muhtar’ı gördüm. Ve bir güneş gibi parladı gözümde. Aman yarabbi o ne endam, o ne güzellik, o ne karizma…hele ki haberlerin içeriğindeki kalite beni bu işi kesin yapabileceğime ikna etti:) sonra inişli çıkışlı bir hayatta o medya senin bu medya benim dolaştım. Meğer hiçbiri benim değilmiş:) kapıyı gösterince anladım. Yine patronlar bize yolu gösterdi. Başka patronlar kucak açtı. O kadar sıkı sarıldılar ki ceplerimizde kalan son kuruşlar şakır şakır etrafa fırlamaya başladı. Kuruşlardan biri patronun gözüne girmiş olacak ki böylece yolculuk göründü bize. Velhasıl inişli çıkışlı hayatımın özeti böyle. O boşluk dönemlerinden bir gün, ya da işten kaytararak kotardığım zamanların birinde askere gittim. İlk gün nizamiyeye teslim oldum akşama kadar dikildim sonra bir araçla beni almaya geldiler. Ben sevinçle ön koltuğa oturdum ki araç komutanı zıpla ulen arkaya kafanı dağıtmayayım dedi ve olayın ciddiyeti bir hayli ürküttü beni:) simdi bana patates ve askerlik arasındaki mantıksal ilişkiyi anlattırmayın sayfalar dolar. Bunlar çok ulvi ve de zeka dolu bir yaşam tarzının insanlar üzerindeki tezahürünün sıra dışı yansımalarının oluşturduğu ışıkların fotoğraflara bıraktığı patlama etkisi gibi konulardır:)) bilmem anlatabildim mi:))
Askerden geriye kalan kalıntılarım ve enkaz üzerine yeni bir yaşam kurmaya karar verdim. Askerlik biter bitmez beni özleyen medya patronları şevkatli kollarını bana açtılar ve yinyan topu gibi öylece sürüklenmeye devam ettik..
Türü: Hakkımızda
20 Mart 2007 Salı
ömer mazi ile röportaj
Ömer Mazi kimdir?
Ömer Mazi hayatının büyük bölümünü Sarıyer’de geçiren 80’li yılların çocuğudur. 3 yaşından itibaren yaşadığını sanan ancak öncesinde Nişantaşı’nda doğmuş, Edirnekapı’da yaşamış, Tarabya’da yıllanmış şaraptır. 77 simetrik rakamına tekabül etmiş doğum günüyle uğurlu rakamı 7 olmasını en çok hak eden dünya bireyidir. İlkokul öğretmenini alt devre öğrenciyken ilk döven ve yıldızı eğitimle barışmayan bir varlıktır. 175 boylarında 75 kilosunda sabitlenemeyen göreceli bir nesnedir. Hayata gelişiyle nüfusa +1 katmış katma değer vergisidir. Ortaokulu Yaşar Dedeman Lisesi’nde okuyarak özel okulda okunduğu sanılan standart eğitim mezunudur. Orta okulla ilkokulların, ilköğretim olmadığı döneminde iki diploma almak zorunda kalan ilkokul ve ortaokul diplomalarını kolaj yapamadan kaybetmiş hüzünlü kürek mahkumudur. Liseyi Sarıyer Vehbi Koç Vakfı Lisesi’nde okuyup özel lise havasına kapılmış 90 kişilik eğitim kışlası emir eri, düz lise zoraki mezunudur. Sayısal ağırlıklı lise eğitiminden sonra, Sözel bölüme İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ne çile tamamlamaya giden, çilesini dereceyle tamamlayan, TEV’den tenekeden plaket alan, her cv’yi gönderirken bu plaketi vurgulayan, çok komik kaçar diye ortaokul yıllarında aldığı diğer İstanbul okullar arası şiir yarışması ikinciliğini bir türlü cv’ye sokuşturamayan başarı mahkumu imajını vurgulamakla yükümlü öğrencidir. Sigara ve alkolizmden nefret eden boğulacaksan büyük denizde boğulmalısın ilkesini benimsemiş eroinmanları hayranlıkla takip eden Yeşilaycıdır. Diploma budalası mastır mezunu, “how are you ne var ya” düzeyinde İngilizce bilen, Arapça bildiğini iddia eden yalnız konuşamadığı için ispatlayamayan bir zatı muhteremdir.
Ne iş yapar?
Medya mağduru, sektörde kendini sanan sektörün dışında kaldığı süre, sektör içindeki süreyi geçen tv çalışanı/ çalışmayanıdır. Doğuştan ticaretle içi içe olan Gülhane Parkı’nın yollarını çocukluk yıllarıyla birlikte sepya yapmış, sarartmış, tarihe katmış büfe işçisi/ patronudur. Sonrasında ekovitrin dergisi, atv, kiss tv, haber tv, yenişafak atr grubu iş çizgisinde giden araya birkaç dandik iş serpiştiren ücretli, her iş yerini kapatarak çıkan yada kapatamadığı iş yerlerinde kapatılacak birimlere kaydırılarak kapatılan kader mahkumudur. Bir zamanlar Osmanlıca okuyan ancak bunu kullanamayan, yitik bir değer olarak gördüğü Osmanlıca’yı yine yitirildiği yere itina ile bırakan Osmanlı hayranıdır. Bir zamanlar öğretmenlik formasyonu alan ama fonksiyonu olmayan bu belgenin ne işe yaradığını çözememiş, diplomasının arkasında “öğretmenlik formasyonu görmüştür” damgasının dağılmış mürekkebini yalamış mekteklidir.
Hobileriniz neler?
Görmek (fotoğraf) , dökmek (şiir), kulaçlamak (yüzmek), merak etmek (bilgisayar teknolojileri), kaldırmak (bady), adım atmak (koşu), dolanmak (gezi), yuvarlamak (bowling), iz sürmek (tracking) , mat etmek (satranç), püflemek (ney), izlemek (sinema), bakmak (kitap).
Ne yer ne içer?
Diyet olursa kolakoliktir, az şekerli demlenmemiş çayı içer, portakal suyuna hayır demez, sütlü kahveye kapısı her zaman açıktır. Kronik cips hastası, fındık ve ceviz müptelası, gofret görünce iptal olan, pasta görünce aptallaşan iradeye sahip, güllüoğlu damgası yemiş baklava budalası, lezzet dostu yiyicidir. “İçli köfte, çiğ köfte, lahmacun, ayran” gibi doğu lezzetleriyle “pizza, hot dog, kola” gibi batı lezzetlerini midesinde buluşturan barış elçisi, değişik balık türlerini deneyen lezzet avcısıdır. Fıstıklı çikolata ile kandırılabilir, karışık kebap ile ikna edilir. Lezzet durakları; Emmim, Şirvan, Metrocity, Sultanahmet Köftecisi, Güllüoğlu Baklavacısı, Isot, Filizler Köftecisi, İsmail’in Yeri, Köy (Bursa) dır. Ayrıca Tortum Cağ Kebabı ve onun biricik düşmanı, hasmı, kapı komşusu Gelgör Cağ Kebapçısı’dır. En favori aşçısı iki cağ kebabını har ateşlerin arasındaki ufacık kümbette, “Ya Sabır” levhasının altında çeviren lezzet şehidi Tortumlu ustadır. Sirkeci’de Avrupa Birliğine direnen, ulusal devletleri kökünden sarsıp monarşiyi getirmeye çalışan Kral Kokoreç’çiyi de unutmamak gerekir. İstanbul’daki ömrümü bitiren yanık kokulu ciğercileri, sokak lahmacuncularını, hazır Sultanahmet köftecilerini, HD İskender kebapçılarını da son durak ‘kabristan’ olarak sayabilirim.
Türü: Hakkımızda
02 Şubat 2007 Cuma
ömermazi’in başbakanlık vaatleri
Korsan kopya yaygınlaştırılacak, korsanı teşvik edenler ödüllendirilecek,
Memurlar bugün git yarın gel yerine “bugün git dün gel” diyecek,
Fotoğrafa Photoshop ile müdahale edenler tutuklanacak,analog makinaları makaraya alan dijitalciler film makaralarıyla gıdıklanacak.
Yargısız infaz meşru olacak, adalet mülkün sıvası olacak.
Asya ve Avrupa üzerine köprü yerine Avrasya maratonuna ağırlık verilecek, gerekirse kıtalar yapıştırılacak.
İş görüşmelerinde şaşırtmacalı sorular, özellikle 100 altın soru güncellenecek. Şaşırtma soruları güncellenene kadar iş talipleri şaşırmış gibi yapacak.
Öğlen açık bankalar kaldırılacak, öğlen ile ikindi birleştirilip yemekte padişah sofrası kurulacak.
Üç büyükler 18’e çıkarılacak, tüm takımlar Anadolu takımı kabul edilecek. Maçlardan önce çikita muz türküsü seslendirilecek.
Benim işçim, benim köylüm, benim çiftçim, benim memurum gibi hitaplar kaldırılacak yerine benim banka mudiim, benim borsacım, benim kredi kartı mağdurum, benim organik tarım uzmanım, benim depremde inşaatı yıkılan müteahhidim kullanılacak.
Öğretmenlerin tüm yetkileri alınacak, her öğrencinin eline sopa verilip hocalarda sağlamlık testi yapabilmeleri için deney ortamları oluşturulacak.
Windows ile Winsa arasında stand by anlaşması yapılacak, Sabancı Grubu bu iki teknoloji arasında transferleri gerçekleştirecek. Çift camlar 5 cama çıkarılacak, plastik çerçevelerdeki odacıklar, 3 oda bir salon şeklinde düzenlenecek.
Aşkın kanunu yeniden yazılacak. Anayasa, Babayasa şeklinde değiştirilecek.
Avrupa’daki Nobel ödüllerinin benzeri Türkiye’de yapılacak eski adı no-bel yerine yeni adı yes-bel olup patenti Avrupa’dan temin edilecek. Yes-bel ödülleri, sahiplerini kimsenin aramasına gerek kalmadan bulacak.
Kremlerdeki salatalık sütü özü, diş macunlarındaki misvak özü, tıraş losyonundaki aloe vera ve şampuanlardaki bitki özleri birleştirilip voltran özü olarak tek bir öze indirilecek. Voltranı oluşturmak için bir kere voltran demek yeterli olacak.
Kırk haramilerin kapısı açıl susam açıl demeden açılacak. 40 haramilerin kontenjanı 550’ye çıkarılacak, uçan halılar ceylan derisinden yapılacak, uçan halılar aynı zamanda yüzecek.
Bir fincan kahvenin hatırı 80 yıla çıkartılacak,
O bir sır deyip çorbanın tarifini vermeyen teyzeler oldukları yerde mumyalanacak,
Ayşe teyzenin ace’sine tuzu ruhu katılacak, ruh çağırma seansında tuz ruhu Ayşe teyzeye içirtilecek, çamaşırlar cart diye yırtılmayacak.
Sakızlar patlayınca surata yapışmayacak,
kaybolmayan sakız icat olunacak,
4 katlı peçeteler 10 kata,
3 jiletli tıraş bıçakları 5 bıçaklıya çıkarılacak,
Sınavlarda 10 yanlış bir doğruyu götürecek,
Fenerbahçe Cumhuriyet’i Avrupa Birliği’nden men edilecek,
Altılı ganyan üçe indirilecek,
Ajdar’a kaset yapılacak,
Bülent Ersoy helal süt emmiş bir kızla evlendirilecek,
Kolaların asiti kaçmayacak. Kola ile sağlık arasında bağ kuran spekülatörler imf’ye havale olunacak.
Deli danaların ruh sağlıkları, psikologlar gözetiminde tedavi edilip akıllanacak, tavuk gribi kapan tavuklara yönelik aşı kampanyaları arttırılacak. danaların toplu sünnetleri köy muhtarları tarafından gerçekleştirilecek.
kutuplardaki buzulları donduracağım,
Gulf Stream sıcak su akıntısını akdeniz sahiline akıtacağım,
ozon tabakasını sigara dumanıyla yamayacağım,
erken yatıp erken kalkacağım, bir yumurtayı sütle çalkalayacağım,
veresiye ölmüştür ibaresini ekmek arası yapıp bakkallara yedireceğim daha yaratıcı yalanlar için kendi politikacılarımdan özel dersler almasını temin edeceğim,
tavukları 146. maddeye aykırı davranmaktan düşünce suçuna tabi tutacağım, müebbet kümese tıktıracağım, başına da bir gardiyan horozu dikeceğim,
Kıbrıs’ı 180 derece çevirip rumları araya alıp safları sık tutacağım, mümkünse rumları mıncıklayacağım.
faili meçhul cinayetlerini aydınlatmak için gemi tutacağım, cinayetleri aydınlatmak için tuttuğum dedektiflere bu gemide kürek cezası verip meçhule göndereceğim. meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan şarkısını söyleyip cinayetleri aydınlatacağım.
Türkiye’nin altına hortum uzatacağım ağzımla dibinden petrolü çekip tuz gölünde istifleyeceğim, kara günlerde kömür niyetine yakacağım.
Türü: Hakkımızda
19 Kasım 2006 Pazar
Hoşlanmadıkları
-yeni ayakkabı alınca hayrını görmeden üzerine hayırlı olsun diye basılmasından, yeni kıyafet giyince vayy diye Vehbi koç muamelesi görmekten..
-cumadan sonra camiden çıkma yarışı ile ilk ayakkabıyı giyip kaçma izdihamından..
-türbana simge, top sakallıya papaz denmesinden..
-ney üflerken sol notasını kaçırmaktan..
-inançlıya yobaz, solcuya kafir denmesinden..
-minibüste en önde oturup parayı sürekli uzatan olmaktan..
-5 liralık malı 10 liraya gözümün içine bakarak kakalamaya çalışandan..
-sürekli aradığım halde 200 ml.lik şampuan yerine 100 ml. lik şampuan almak zorunda olmaktan..
-kuyrukta beklerken kaynak yapanlardan, kuyruğun arasından geçmeye çalışan azimli insanlardan..
-ıssız bir yolda tanımadığım kişiyle aynı yolu ayak seslerini kulağımın dibinde hissederek yürümek zorunda olmaktan..
-bayan ismi andığımda arkadaşlarım tarafından vayyy sesleri duymaktan..
-dalgınlık anında yanımdakinin yaşlı birine benden önce yer vererek sonrada gözlerimin içine bakıp insanlık düşmanı olarak görülmekten..
-zoraki olarak misafirlerimizin yanında gülmekten..
-arkadaşlarımın tanıdıklarının yanında odun gibi oturmaktan..
-branşımda bana posta koyulmasından..
-iş görüşmelerimin sonunda talep ettiğim maaşı söyledikten sonra “burada kimse o maaşı almıyor” denmesinden..
-her tatil planımın sezon sonu bir kere plaja gitmekle sonuçlanmasından..
-bir ürünü alırken sevinçten uçan satıcının aynı ürünü bir gün sonra beğenmeyip iade edince angut angut bakmasından..
-evden çıkan aile bireylerinin mutlaka bir şey unutup 1 dakika sonra kapıyı çalmasından yada kapıyı çalan kişinin benim olmamdan:)
-güneş gözlüğüme yağ bulaşıp görüntü kirliliği oluşturmasından..
-karpuz yerken elimden fırlayıp üzerime düşmesinden..
-bir kere giydiğim tişörtü ikinci gün giyememekten..
-bilgisayarda işim varken aynı anda üç kişi tarafından titreşim gönderilmesinden..
-dostluğun başlamasından kısa süre sonra yerini şaklabanlık ve ukalalığın almasından..
-telefonla konuşurken telefon numarası almam durumunda onlarca kalemden birini bulamamaktan..
-arabada ön koltuğu kaptırmaktan, uçaktan cam kenarını ıskalamaktan, vapurda kapalı mekana mahkum olmaktan..
-fotoğraf makinemin cmos’una toz katçı mı acaba korkusuyla yaşamaktan..
-minik yeğenimin her an evimizi uçurabilir düşüncesiyle endişe yaşamaktan..
-televizyondaki akıllara zarar dizileri seyretmekten..
-yediğim ağır yemekten sonra koşmak zorunda olmaktan..
-şekerli koladan..
-beyaz ekmekten..
-beğenilmeyen yemeklerin başında kerevizin gösterilmesinden..
-fasulyenin nimet sayılmamasından..
-soğanın kokusundan..
-hıyarın hakaret, fıstığın iltifat olmasından..
-bunları yazarken ukala olarak değerlendirilmekten, psikolojimin test edilmesinden..
-bu yazıları yazmak zorunluluğu hissetmekten:)
-ciddi takılmaya çalışan komik duruma düşün insanlardan
-pantolonun ütüsü bozulmasın diye ayakta kalan, ağzının kenarı kirlenmesin diye peçete bırakmayan, kibar olucam diye aç kalanlardan.
-hapşırırken ayıp olmasın diye nefesini tutup beyin kanaması geçirenlerden.
Türü: Hakkımızda
Hobileri
Düzenli tracking etkinliklerine katılır, doğa yürüyüşlerini sever.
Gezi programlarından hoşlanır.
Amatör fotoğrafçı.
Neyzenliğe meraklı.
Sanat ve müzelerle ilgili olmaktan hoşlanır.
Yüzme, yürüyüş, tenis hoşlandığı sporlardan.
Bilgisayar, web tasarımı, photoshop tutkuları var.
Hat sanatına ilgisi var.
Şiir ve edebiyat ilgisini hep çekmiştir.
Osmanlıca bilir eski yazıyla yazılmış kaynakları incelemekten keyif alır.
Türü: Hakkımızda
Kronolojik Hayatım
1977 - Nişantaşı’nda doğdu.
1983 - Eğitime merhaba dedi.
1991 - İstanbul okullar arası şiir yarışmasında 2. oldu.
1992 - Şiir hastalığına tutuldu.
1995 - İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ne girdi.
1998 - Show Tv’de medyaya merhaba dedi.
1999 - Enformasyonda Müze ve Müzeciliğin Önemi adlı bitirme tezini tamamladı.
1999 - Bölümünden derece ile mezun oldu. TEV bölüm birinciliği üstün başarı plaketini aldı.
1999 - Ekovitrin dergisinde Bilgi Belge Merkezi sorumlusu oldu
2000 - Atv kanalında görevine başladı.
2000 - Marmara Üniversitesi Türkiyat Arş. Ens. Master’a başladı.
2003 - Master tezini bitirerek uzman oldu.
2004 - Kısa dönem askerliğini tamamladı.
2004 - Fotoğraf hastalığına tutuldu.
2005 - Yenişafak grubunun kurduğu televizyon kanalında Medya Değer Yöneticisi oldu.
2006 - Ney üfleme hastalığına tutuldu.
Türü: Hakkımızda
ilgi alanlarim ve ilgimi çekenler
İLGİ ALANLARIM VE İLGİMİ ÇEKENLER
Yazarlar / Edebiyatçılar
Dan Brown
Lev Nikolayevich Tolstoy
Nikolay Gogol
Amin Maalouf
Kitaplar
Nietzsche Ağladığında
Anna Karenina
Simyacı
Bay Pipo
Ahmet Şevket Paşa
TV Kanalları
ATV
National Geographic Channel A
Radyo Kanalları
Metro FM 97.2
Gazete
Sabah
Cafe / Restaurant
Mado
Burger King
Tatil Mekanları
Eski Foça
Side
Kemer
Enstrümanlar
Ney
Flüt
Piyano
Müzik Türleri
Türk Sanat Müziği
Türkü
Türk Halk Müziği
Yerli DJ / Producer
7-Erhan
DJ Hassan
Yerli Artist / Grup
Ahmet Kaya
Sezen Aksu
Zülfü Livaneli
Gurup Gündoğarken
Yabancı Artist / Grup
Elvis Presley
Michael Jackson
Robbie Williams
Bilgisayar Oyunları
Fifa
Mario
The Need for Speed
Internet Siteleri
komikaze.net
hepsiburada.com
fotokritik.com
Yabancı Dizi
Dallas
LOST
Yerli Dizi
Asmalı Konak
Kurtlar Vadisi
Süper Baba
Haber / Tartışma
5n1k
Ceviz Kabuğu
32.Gün
Spor Programları
90 Dakika
Talk Show / Komedi
Beyaz Şov
Televizyon Makinesi
Çizgi Dizi
Teenage Mutant Ninja Turtles
He-Man
Voltran
Çiçek Kız
The Simpsons
Futbol Takımları
Galatasaray
Futbol /Yazar / Yorumcu
Haşmet Babaoğlu
Gülay Göktürk
Mehmet Barlas
Mehmet Altan
Turgay Demir
Futbolcular
Hakan Şükür
Mondragon
Beckham
Basketbol Takımları
Los Angeles Lakers
Utah Jazz
Ülkerspor
Basketbolcular
Harun Erdenay
Michael Jordan
Dikembe Mutombo
Spor Dalları
Yüzme
Masa Tenisi
Badminton
Tracking
Giyim
Cotonbar
Adidas
Sarar
Mavi
Levi’s
Parfüm & Kozmetik
Kenzo
Emporio Armani
İçecekler
Ayran
Çamlıca Gazozu
Sıkma Portakal
Diyet Cola
Genel Konular
Arabalar
Kediler
Balıklar / Akvaryum
Yemek & Mutfaklar
Ev Yemekleri
Çikolata
Balık & Deniz Ürünleri
Çerez ve Abur Cuburlar
Body & Beauty
Bady Building
Step / Modern Dans
Dergiler
Bilim ve Teknik
PC World
The National Geographic
Sanat Dalları
Resim
Klasik Müzik
Fotoğraf
Sinema
Sanatçılar
Osman Hamdi
Ara Güler
Picasso
Şeker Ahmet Paşa
Oyun Sistemleri
Atari
Amiga 500
Yabancı DJ / Producer
Nick Muir
Jono Fernandez
Software / AddON
Microsoft Word, Excel, PowerPoint
Microsoft Outlook
WinRAR
PhotoShop, FrontPage, Filemaker
Nero, Karpersky
Hardware / Brand
Kingston
LG
Intel
Audio / Video / HI-FI
Vestel
IBM
SONY
Oyunlar
Dama
Okey
İhale, King
Satranç
Tavla
Arabalar
Volvo
Chrysler
Peugeot
Danslar
Bolero
Soundtrack
Amelie
The Last Of The Mohikans
Eternal Sunsine Of The Spotless Mind
Karikatürist
Yiğit Özgür
Selçuk Erdem
Türü: Hakkımızda
10 Kasım 2006 Cuma
omer mazi’yle bilimsel program
Sunucu:
Ömer Bey Antisemitizm ne demektir?
Ömer:
Antisemitizm tüm Yahudileri kökten dışlama düşüncesine verilen bir isimdir.
Ömer:
Noldu sunucu hanım kurudunuz kaldınız!
Sunucu:
Artistlik yapmayın susun da sadece sorularımı cevaplayın. Aklımda tutamıyorum diğer soruları.
Ömer:
Öğren bunları sürekli çıkar karşına bu kelimeler. Seni allame gösterecek 100 altın terminolojiyi öğreteyim mi?-. En azından cahilliğini belli etmezsin.
Sunucu:
Ömer Bey, bakın kelimeleri aklımda tutamıyorum derken ciddiydim ben. Hatırlamam ki bu yaptığınız açıklamaları.
Ömer:
Zamanında beyin jimnastiği yapmadın. Bir şeylerle uğraş yoksa bunayacaksın erkenden..
Sunucu:
Bunamak mı?
Ömer:
Tabi. Beyindeki kasların gevşemesi gibi.
Sunucu:
O nee!
Ömer:
Çalıştıkça gelişir. Bunamak; bunak, sulu beyin yada alzheimer..
Sunucu:
Yaa
Ömer: halk arasında “bunak” derler yada “kafadan kontak”. doğu illerinde “dayı sen iyi değilsin” derler.
Sunucu:
Ya çok unutuyorum hele bu aralar gerçekten!
Ömer:
Karadeniz’de “emice kafana turp sıkayım” derler
Sunucu:
Ve yeni bir şey ezberleyemiyorum
Ömer:
Yazık beyin durmuş! nörolojiye göster.
Sunucu:
Ömer Bey, ben ciddiyim ama!
Ömer:
Belki durmamış kaçmıştır bir yerlere. iyi bağlamadın mı?
Sunucu:
Neyi
Ömer:
Beynini!
Sunucu:
Lütfen bu şekilde konuşmayın!
Ömer:
Soğan sever misin?
Sunucu:
Severim.
Ömer:
Alla alla!
Sunucu:
Hatta bayılırım valla.
Ömer:
Yoksa!
Sunucu:
Yoksa ne!
Ömer:
Omurilik soğanını mı yedin?
Sunucu:
Yeter!
Ömer:
Başının sağ tarafına hafifçe işaret parmağınla dokunur musun?
Ömer:
Dokundun mu?
Sunucu:
Dokundun!
Ömer:
İçe doğru göçüyor mu?
Sunucu:
Ömer bey, kızdım ama!
Ömer:
Ya kızdın demek! cidden mi?
Sunucu:
Ömer Bey!
Ömer:
Kızma işlevini yapan arka lop iyi o zaman.
Sunucu:
Ne yapmaya çalışıyorsunuz? dalga geçmeyin benimle.
Sunucu:
Ömer Bey, sorularımıza geçelim isterseniz. Öncelikle nerede doğdunuz?
Ömer:
Nişantaşı’nda.
Sunucu:
Demek Nişantaşı’nda, İstanbul’un güzide mekanında oturuyorsunuz?
Ömer:
Orda oturmuyordum ama büyümeğe gidiyordum. Orda bir amca suluyordu beni. toprakları çok verimliydi.
Sunucu:
Askerliğinizi nerede yaptınız?
Ömer:
Erzurum’da yaptım. -30 derecede beyin hücrelerimizi difrize koyduk, beynimin taze durmasını askerliğime borçluyum. Üstelik fresh beyin sayesinde taze fikirler üretip sizinle paylaşabiliyorum.
Sunucu:
Bu hafta da bir röportajın sonuna geldik yada zorla getirildik. Haftaya buluşuncaya değin hoşçakalın.