Profil

Paradiselost

29 Haziran 2005

Hakkında

BURADA NE YAPIYORUM

"Sabahın erken saatlerinde ayakkabılarınızı ayağınıza geçirirken makinenizide boynunuza asarsınız. Artık makineniz bedeninizin, yaşamınızı paylaşan bir uzantısı olarak sizinle birliktedir. Fotoğraf makinesi, insanlara fotoğraf makinesi olmadan nasıl göreceklerini öğreten bir araçtır.
Kendinizi izlemeye ve beklemeye zorlarsınız. Her türlü rahatsızlığa ve uyumsuzluğa katlanırsınız.Alıştıklarınızın dışında olmak son derece rahatsız edicidir. Kendinizi yabancısı olduğunuz caddelere, tanımadığınız insanların arasına gitmeye zorlarsınız. Hava çok sıcak olabilir. Ya da korkunç derecede soğuk. Tozlu, rüzğarlı olabilir. Kendinize sorarsınız: Burada ne yapıyorum?
Beni bu zorluklara katlanmaya iten nedir."
Yaşama Bakmayı Öğreten fotoğrafçı olarak gösterilen Dorethe Lange bir seminerde çalışma tekniği ile ilgili olarak şunları söylemiştir. Benim için belgesel fotoğraf bir konu sorunundan çok bir yaklaşım sorunudur. Önemli olan neyin fotoğraflandığı değil nasıl fotoğraflandığıdır. Benim kişisel yaklaşımım üç düşünce üzerine temellendirilmiştir. Birincisi olanı değiştirmek yok. Neyi fotoğraflarsam fotoğraflayayım konuya dokunmam ve karışmam, düzenlemem. İkincisi yer duygusudur. Fotoğrafını çektiğim konuları çerçevenin parçası olarak temelleri olduğu duygusu vererek görüntülerim. Üçüncüsü de zaman duygusudur. Fotoğrafladığım her şeyi geçmişe ya da şimdiye ilişkin bir durum olduğu duygusu vererek fotoğraflarım. Fakat üçüncüsünden de önemlisi her zaman aklımda tuttuğum tek şey karanlık odamın kapısına iğnelenmiş olan şu alıntıdır. Şeylerin olduğu gibi yorumlanması, çarpıtılmaksızın ve aldatmaksızın, yanlışsız ve karıştırmaksızın kendi içinde daha soylu bir şeydir bütün bir görüntü yığınından Francis Bacon

Sabastio Salgado nun sözleri benim fotoğraf anlayışımın bir özetidir:
Bir yere sadece fotoğraf çekmek için gitmezsiniz. Amacınız bir öykü oluşturmaktır. Bir şeyi göstermek üzere fotoğraf çekerken kendinizi orada olma fırsatı bulamamış insanların yerine koyarsınız. Bu iki taraf arasında bir bağlantı kurarsınız. Sonunda belgesel fotoğrafı bir vektör olarak görürsünüz. Bir vektör normal hayatın çeşitli kavramları arasında bağlantı sağlar. İnsan hayatının acı tarafları da kolay tarafları da hayatın birer parçasıdır, bu yüzden ikisi de gösterilmelidir. Bunlar birbirine bağlanmalıdır.

Sabastio Salgado

Fotoğraf benim için bir tutku mu bilmiyorum. Tutku bir gün sahipolup diğer gün kaybolan, başka bir tutkuyla başka bir istekle yerdeğiştiren bir şeydir. Bir hayat biçimi olabilir tutku. Ben, başından beri beraber yaşadığım büyük bir gerçeklikten geldim. Bugerçeklik; ülkem, ailem, arkadaşlarım, gittiğim okul, aktif olarakkatıldığım politik hareketlerdi. Fotoğrafçılığa başlamadan önce bugerçeklikleri yaşamıştım. Tamamen aynı şeyleri yapmaya devam ediyorum, fakat artık fotoğraf da işin içinde. Bence, bu tutkudan başka bir şey. Başka türlü olmayı hayal etmek çok zor benim için.

Birçok zor ve sert olay gördüm. Fotoğraf çekmeye başladığınız anda o ortama uyum gösterme kapasitenizin olması gerekir.Görüntülediğiniz şeyleri hayatın diğer alanlarındaki deneyimlerinizin, örneğin ev hayatınızın bağlamına oturtabilmelisiniz.

Her şeyi tümüyle görüyorsunuz o sırada. Bir şeyi göstermek üzere fotoğraf çekerken kendinizi orada olma fırsatı bulamamış insanların yerine koyarsınız. Bu iki taraf arasında bir bağlantı kurarsınız.Sonunda belgesel fotoğrafı bir vektör olarak görürsünüz. Bir vektör normal hayatın çeşitli kavramları arasında bağlantı sağlar. İnsan hayatının acı tarafları da kolay tarafları da hayatın birer parçasıdır, bu yüzden ikisi de gösterilmelidir. Bunlar birbirine bağlanmalıdır.

Dünyada fotoğraftan korunması gereken hiçbir insan olduğunu düşünmüyorum. Dünyada yaşamakta olan her şey gösterilmelidir ve insanlar dünyanın diğer yerindeki insanların neler yaşadıklarını öğrenmelidir. İşte bir belgesel fotoğrafçının sahip olması gereken vektörel işlev de budur; insana diğerinin varlığını göstermek.
Bazen çoğunlukla zengin ya da bazen yoksul bir ülkede yaşanıyor bu. İnsanlar, dünyanın diğer yerlerindeki insanların çok zor bir hayaty aşadıklarını öğrendiklerinde şoka uğruyorlar. Bu insanlar gayet ciddi ve dürüst, çünkü bunu daha önce görme fırsatı bulamamışlar.Onlara bu fotoğrafları gösterip orada yaşananları anlattığınızda, bu problemle bütünleşmiş hale geliyorlar, bu sorun onların hayatlarının bir parçası haline geliyor.

Ben uzun dönemli projeler hazırlamayı severim. Yaptığım tüm öyküler için her zaman bir taslak hazırlarım. Enerjimi ve tüm düşüncelerimi yoğunlaştırdığım bir çerçeve yaratırım. Tabii ki bu çerçevede birçok kapı ve pencere vardır. Bunun içine girer, dışına çıkar, yeni şeyler ve insanlar getirir, eskilerini götürürüm. Bu yöntemle kendinizi geliştirmek ve başkalarıyla çalışmak daha kolay olur. Nasıl hazırlanacaksınız? Nasıl fon bulacaksınız? Bu fotoğrafları kullanacak olan dergi ya da birlikte çalışacağınız organizasyon nasıl olacak? Sizin yaptıklarınıza açık olacak ve size bir şeyler verebilecekler mi? Ben olabildiğince açık çalışmaya gayret ederim.Örneğin hiçbir zaman bir fotoğrafı öykünün sonucunu göstermek için çekmem. İstisnasız tüm fotoğraflarım öykü açılmaya başladıkça kendilerini gösterir.

Bir yere sadece fotoğraf çekmek için gitmezsiniz. Amacınız bir öykü oluşturmaktır. Zaten sonuç olarak ben, belgesel fotoğrafçıların öykü anlatmaya bayılan insanlar olduğunu düşünüyorum. Bu öyküler uzun bir fotoğraf dizisinden çıkar.

Zairede, Ruanda dan gelen insanlarla çalışırken dergilere elli, elli beş tane fotoğraf verdim. Bu elli beş fotoğraf bir dizi halindeydi. Öykümün başlangıcı, ortası, sonu ve onlara eşlik eden başlıkları vardı. Bu başlıkları okuyunca öykümü anlardınız. Fotoğrafları gördükçe öykümü anlardınız. İşte önemli olanbudur.
İnsanlar, yoksulların güzel fotoğraflarını çekiyorsun derler bazen. Bunu söyleyen aslında hiçbir şey anlamamıştır, çünkü ben asla fotoğraf çekmek için gitmem. Ben güzel fotoğraf çekmeye gitmem. Güzel bir fotoğraf nedir ki ayrıca? Hayır. Ben öykümün içinde yaşamak için giderim, neler olup bittiğini anlamak için, fotoğraflarını çektiğim insanlara yakın olmak için ve bir şeyler iletebilecek bir bilgi akışı oluşturmak için.

Life, Time, ya da Stern dergileri bir öykü fikri verdiklerinde bu onların istediği türden bir öykü olur. Onlar kendi öykülerini yaratırlar ve fotoğrafçıdan gidip çekmesini isterler. Ya da fotoğrafçının dergiye sunacağı bir olayı anlatan öyküsü vardır, işte bu öyküdür.

Belgesel fotoğrafçılıkta ise durum farklıdır, fotoğrafçının büyük bir kaygısı vardır. Fotoğrafını çekmek istediğiniz konuyla ideolojik yakınlığınızın olması gerekir. Eğer olmazsa uzun süre içten ve empatik kalamazsınız. Kendinizi konu ile özdeşleştirmeniz gerekmektedir. Fotoğrafçı bir kez durumla karşı karşıya gelince daha önceden düşündüğü her şey değişir.

Tam bu anda fotoğraflarını çekmek için geldiğiniz insanlara bakışınız, onlarla aranızda kurduğunuz bağ, kendinizi öykünüzle özdeşleştirme biçiminiz, bağlı olduğunuz organizasyonla ilişkiniz, her şey tamamen değişmiştir. Fotoğrafını çekmekte olduğunuz insanlar, derinliklerinde yaşadığınız evrenin bir parçası olmuştur.

Bölge değişir, dil değişir, ülke değişir fakat öykü aynı kalmaya devam eder.
Dünyadaki teknolojik evrime kendimizi uydurabilmemiz ve bunun avantajlarından yararlanabilmemiz. O görüntüyü ortaya aktarabilmek için bir fotoğrafçıya her zaman gereksinim duyulacaktır. Değişen sadece mekandır. Önceden olduğundan daha fazla fotoğrafçı olduğunu kabul etmeliyiz ve artık şimdiye kadar yaşadığımızdan daha derin yaşamalıyız.

Belgesel fotoğrafçılık her zaman zor olmuştur. Şu anda, büyük ihtimalle daha önce olduğundan daha fazla fırsatımız var, çünkü birçok büyük fotoğraf dergisinin ortadan kaybolmasına rağmen onlarıny erlerini yenileri doldurdu. Artık bu ülkede Pazar eki olan birçok gazetemiz ve Pazar dergilerimiz var. Birçok sivil toplum kuruluşuda kendi gazetesini basıyor. Peki CD-ROM yapabilmek için ne kadar fırsat var? Fotoğrafları tarayıp öyküyü anlattığınız sabit görüntülü gösteriler yapmak için ne kadar olanağımız var? Bu demektir ki, geçmişle karşılaştırıldığında ve fotoğrafçıların nüfusa oranı dikkate alındığında bugün fotoğrafı kullanmak üzere daha fazla olanak var.

Artık Life dergisinin en iyi günlerinde yayınladığı foto öykülerin aynılarını yapmaya devam edemeyiz. Otuzlarda ve ellilerde neler olduğunu ve öykülerin nasıl anlatıldığını öğrenmemiz ve olanlarla bütünleşmemiz gerekmektedir, fakat artık günümüzde neler yapıldığını da görmek gerekir. Yazmak istediğiniz öyküyü yoğun birş ekilde yaşamalısınız. Fırsatlar oradadır.

Belgesel fotoğraf yapmak isteyenler, eserlerini kalıcı kılmak isteyen sanatçılar gibi değillerdir. Konu bu değil. Bu sizin yüzdeyüz hayatınız olmalıdır. Eğer bunu yapamadığınızı anlarsanız, tutkunuzun gerçekte nerede olduğunu bulmanız gerekir. Ama eğer tutkunuz fotoğrafsa, belgesel fotoğrafsa, bu sizin yaşam biçiminiz olmalıdır.

Sebastiao Salgado
Ken Light Çağımızın Tanıkları Belgesel FotoğrafçılarAnlatıyor
Fv yayınları

biroluzmez@gmail.com
www.simurgphotos.com

Takip Ettikleri (Liste)

Orhan Aybertürk Tülün Şaşmaz Bulent Doruk Erden Cantürk Mehmet Oğuz Mehmet Oktay Oya Terzioğlu Tokgoz Sevinç Öztürk Birinci Bayram Yilmaz Cahit Baha Pars Koray Özözen Arif Üzümcü

Kişisel Bilgileri

Teşekkürler!