Yaklaşık 25 yıldır fotoğraf makinesi ve fotoğraf ile olan dostluğumuz sürmektedir.
Çeyrek yüzyıldır fotoğraf ile kesintiye uğramadan devam eden bu muhabbetimiz, amatörlük seviyesinin üzerine çıkamamıştır.
Bu muhabbetin en keyifli dönemi ise, karanlık odanın kırmızı ışığı altında yaptığımız çalışmalardır.
Çektiğimiz filmleri banyo edip, tankdan çıkardıktan sonraki ilk karşılaşmalarımızda, heyecanımız dorukdadır. Negatifler ne kadar başarılı ise fotoğrafın kart üzerindeki baskısı da o kadar başarılı olacaktır.
Negatifden agrandizmanları yaptıktan sonra, geliştirme banyosu küvetinde, kartların üzerindeki görüntünün yavaş yavaş oluşmaya başladığı, o ilk birkaç saniyedeki heyecanı yaşamak ise apayrı bir mutluluktur.
Kartları kurutup da, karanlık odanın kırmızı ışığından, gün ışığına çıkardığımızda ise, elimizde tutuğumuz, çekimleri için günlerden beri emek verip heyecanla beklediğimiz, vizörden görüp de karta aktarmak istediğimiz “AN”ların "MUTLU SON" larıdır genellikle. (Mutsuz sona ulaşan çok çalışmamız da olmuştur; elbette...)
O günlerden bu günlere, karanlık odanın kırmızı ışığından, dijital makinelerin LCD ekranlarına ve PS çalışmalarını yaptığımız bilgisayar monitörü ışığına döndürdük rotamızı, zorunlu olarak…
Ama burnumuzda hala karanlık oda kimyasallarının kokusu tütmekte; gözümüz hep kırmızı ışık altında, kartta beliren ilk görüntünün tonlarındaki sıcaklığı ve gizemi aramaktadır...
Selamlar Olsun.