PUNCTUM VE STUDIUM
hani olur ya... [1] / elvin_i
Punctum ve Studium;
İlk kez Murat Eren’in (http://meren.org/blog) bir yazısında
rastladım bu iki kelimeye, oradan hareketle Roland Barthes isimli
bir yazara ve onun Camera Lucida isimli kitabına ulaştım.
Camera Lucida isimli bu küçük kitabın yaşadığımız yüzyılın fotoğraf
üzerine yazılmış en önemli eserlerinden birisi olduğunu
öğrendim.
O zamana kadar Fotokritiğin forum sayfalarını en önemli kaynak
varsaydığımdan bir parça hayal kırıklığı yaşadım ama Camera
Lucida’nın kolay bulunabilir olmaması ve topu topu 120 sayfadan
oluşması yüreğime su serpti.
Barthes isimli bu yazar, fotoğrafçı değil (Bir kere baştan
kaybediyor) , asıl tanınmışlığı Semiology alanında ortaya attığı
fikirler ve çalışmalardan kaynaklı.
Fotoğrafı da sadece dışarıdan bakan bir adamın hisleri ile
tanımlıyor.
Fotoğrafın ne olduğundan, nasıl bir teknikle çekildiğinden çok
kendisine ne hissettirdiğini anlatmaya çalışıyor. Ve Punctum ile
Studium adında iki kavram ortaya atıyor.
Anladığım kadarı ile;
Studium, bir fotoğrafa baktığımızda anladığımız neyse odur.
Fotoğraf sahibinin anlatmak istediğini direk olarak anlarız veya
anlamayız o işin başka tarafı.
Kendi kültürel birikimimiz ne kadarsa o kadarını anlayabileceğimiz
için Studium kavramı fotoğrafın geneli ile izleyicinin kurduğu
ilişki kadardır ve izleyen değiştikçe anlaşılan da doğal olarak
değişir. Yani Studium, inceleme, irdeleme, yorumlama, kafa yorma ve
bunların ardından elde edilenler sonucunda, fotoğrafa anlam
kazandırma sürecini ifade eder. Özetle Studium fotoğrafın tüm
içeriğidir.
Punctum, ise fotoğrafın içerisinde bulunan, fotoğrafçı tarafından
bile fark edilmemiş olabilen bir çeşit yumruktur.
İzleyici Punctum diye tarif edilen bu görüntüyü gördüğü anda
derinden etkilenir. Beklenmedik ve kişisel bir durumdur. Benim
punktumum-u ancak ben anlarım, senin punktum olarak gördüğün şey
ise bana anlamsız gelebilir. Yani kişisel ve açıklanması gerekmeyen
bir etkidir.
Punctum tamamen izleyiciye özel bir şey olduğu için bir fotoğraf
içerisinde onun varlığı fotoğrafçının inisiyatifinde değildir.
Punctum izleyici için sarsıcıdır, fakat bir fotoğrafı sevmek için
içinde punctum olması gerekmez.
Özetle punctum fotoğrafın içinden bizi delip geçen herhangi bir
görüntü parçasıdır.
Köşe’ye konuk ettiğimiz Evlin İşteermiş’in “Hani olur ya…” isimli
fotoğrafında cam gibi gözlere ve Allah vergisi güzel bir yüze sahip
bir kız çocuğu bebeğini oynamakta olduğu toprak zemine bırakıp
fotoğraf çekene hüzünlü bir ifade ile bakmış.
Giyim kuşamından varlıklı, gözlerinin ve teninin parlaklığından
sıhhatli olduğu belli, güzelce taranmış saçları ve genel görünüşü
ile mekâna ait izler olmamasına rağmen park benzeri bir yerde
oynadığı duygusunu uyandırıyor.
Belki annesinin “haydi artık gidelim, okuduğun koleje ait
ödevlerini yapmalısın” veya “Bak baban yeni arabası ile bizi almaya
gelmiş, fakat hay aksi senin istediğin renkten almamış” ya da “
sevmediğini biliyorum ama bu akşam dana rosto yiyeceğiz, küçüğüm”
şeklinde bir uyarana karşı verdiği üzüntü reaksiyonu fotoğrafın ana
konusunu oluşturmakta…
Bu yazdıklarım anladığınız gibi işin Studium kısmı, yani fotoğraf
genelinin bana ne ifade ettiği…
Fotoğrafta benim için punctum ise yerde yatan bebeğin saçsız
oluşu…
Genel olarak fotoğrafın kurgusal yapısından pek hoşlanmamış dahi
olsam yerdeki saçı yolunmuş oyuncak bebek yoksul çocukluğuma ait
bir iz olduğundan mı, başka sebeplerle mi bilemeyeceğim, gördüğüm
ilk anda kavradı, yakaladı…
İzlediğiniz fotoğraf sizde tümüyle farklı duygular uyandırabilir.
Benim için saçsız bebeğin punctum olmasına siz gülüp geçebilirsiniz
ama sizin için de çocuğun yeşil gözleri veya kırmızı giysisi
punctum olabilir, bende ona gülüp geçerim…
Bilmem anlatabildim mi?
Yorumlar
(7 yorum yazılmış)
Hatta Punctum ve Studium'dan kendi çapımda bahsetmeye çalıştığım yazı da burada:
http://meren.org/blog/2006/10/roland-barthes-punctum-studium.html
Arşiv olsun, ekstra kaynak olsun diye eklemek istedim.
Sevgiler, selamlar Erdal hocam.
"Biz o kadar çok benziyoruz ki." sözü ilk aklıma gelenlerden. Gecenin karanlığında herhangi bir sokakta, sessizliğin yırtıcılığında yürürken bile insanoğlu kendinden bir şeyler arar aslında. Bulamadığında ise kendi ayak seslerinden korkar olur. Tanıdığı bir yeri, bir nesneyi gördüğünde az da olsa bir rahatlama evresine giriverir. Fotoğrafa bakışı da böyledir, insanoğlunun. Bazen küçük bir ayrıntıda gizlidir benzerlik bazen de ta kendisiyizdir fotoğrafın. Bir fotoğrafa her baktığımızda farklı şeyler bulabiliyorsak, daha önceki bakışımızdaki ruh halinin de farklı olduğunun işareti değil midir?
Bir fotoğrafı çekin ve evinizin bir köşesine, her zaman görebileceğiniz bir köşesine asın. Günde sadece bir iki dakikanızı ayırdığınızda bile fotoğrafın çekim anındaki gördüklerinizden başka ayrıntıları da görebilirsiniz. Aslında gördüğünüz şeyler kendinizin bir parçasıdır, yaşantılarınızın ufak bir parçasıdır. İşte bu görüşe sahip olduğunuzu anladığınızda daha iyi fotoğraf -kime göre iyi olduğunu anlamlandırmak zor, kimi zaman herkese kimi zaman da kendimize göre- yakalayabilirsiniz demektir.
Benden yaşlı olan bir fotoğraf makinesi hala evimizin bir köşesinde durur. Ufak bir kaza sonucu sadece flaşında problem oluşmasına rağmen yıllara direniyor. Benden yaşlı dediğim 26 yaşında.
Çocukluğumda fotoğraf makinesini her elime aldığımda heyecanlanır ve vizöründen bakıp dururdum. Marka ya da modelini tam hatırlamıyorum. Fotoğraf makinesiyle tanışmam o emektar ile oldu. O heyecan veren fotoğraf makinesi bende bir iz bıraktı ve kendi köşesine çekiliverdi. Yerini yeni yetme minyon tipli kompaktlara; olgun, oturaklı filmli slr’lere yani kardeşlerine ve son olarak da dslr’lere, şehrin bıçkın delikanlılarına bıraktı.
Ben fotoğraf konusunda eski olmasam da bir fotoğrafa yansıyanları onlarca kâğıda dökecek kadar görebilme ve dikkat yetisine sahipsem kendimi şanslı hissetmemem aptallık olur. Zaten bunları hissedebiliyorsam yaşıyorum demektir.
Fotoğraf çekiyorum öyle ise varım ve yaşıyorum.
Tabi bu dikkat ve görebilme yetisi de kişiden kişiye değişecektir.
Ben o oyuncak bebeğe baktığımda sanki toprağa terk edilmek üzere bırakılmış, kıza baktığımda ise son bir kez daha rica eder misali bırakmayalım dermiş edasını sezebiliyorum.
Aslında bu köşenin ve fotoğrafın altına dediğim gibi onlarca sayfa yazı da dökebilirim. Ama herkesin görüşü farklı olacağı için kimi okur kimi okumaz. Amacım bu yazının okunması mı, diye sorsam, kimi görüşe göre evet kimi görüşe göre hayır olabileceğini düşündüğümden kısa yazmayı en uygun tercih olarak görüyorum.
Kısaca sözlerime son vereyim. Filmler bir roman oluşturur ise şiirleri de fotoğraf oluşturur. Her mısrasında farklı bir duygu her kafiyesinde de farklı bir uyum sezersiniz, her ikisinde de. Zaten bu durumu, bu benzerliği fotoğraf açıklamalarında yazılan şiirlerde görebilirsiniz.
Sağlıcakla…
Taner ÜNLÜ.
geçen hafta verilen fetvaları daha üstümden atma işlemini tamamlayamamışken, ne o öyle punktum, studium vs.sevgili Erdal :)
Biz de uzmanlar söyler her şeyi biliyorsun, hatta bolca fetvalar verirler neyi beğenip beğenmiyeceğimizi, neyin fotoğraf olduğunu olmadığını, neyden etkilenip etkilenmiyeceğimizi, neyin gerçek olup olmadığını... hatta üstüne kitap yazarlar ve tek gerçek varmış gibi kendi gerçeklerini dayatırlar, bizlerde koyun misali onları takip ederiz !...Onlar egolarını tatmin eder ve gülerler bilinçli bir şeytanlıkla, biz kaybettiğimiz ruhumuzu ve o bizi derinden etkileyecek, anlam katacak, derinlik ve değişim getirecek punktumları kaçırırız yaşam içinde, fotoğraftaki oyuncak gibi dururuz aynı noktada boş gözlerle ve bekleriz biri bizi uyandırsın diye...
Bu köşe yazıların birilerimizi uyandırır umarım...
....
yüreğine sağlık...:)
sevgili erdal,
ben de en başından beri kaybedenlerdenim, fotoğrafçı olmadığım gibi fotoğraf çekmek eylemini japon turistler kadar bile icra etmeyen biri olarak... sanırım "neden burdayım"ın cevabı benim punctum'um.
murat eren'e teşekkürler, seni de barthes'ın yolundan geçirdiği için. fotoğrafla uğraşan insanların, barthes'ın camera lucida'sını, sontag'ın fotoğraf üzerine'sini okumaması kabullenilir birşey değil çünkü. hangi noktada olursa olsun, benim için fotoğraftaki yeri sıfır... dahiler bu kategorinin dışında, ama onların dahi olduğunu da, daha önce söylediğim gibi, 50 sene sonra anlayacağız:)
joseph conrad diye bir adam var. bu adamın da "karanlığın yüreği" isimli bir kitabı var. kitabın da çok önemli bir sözcüğü var. kahraman, kitabın sonunda son nefesini verirken şunları söyler: "dehşet... dehşet..."
yaşamı tek sözcükle özetleyen fotoğraflar vardır. tek sözcüktür ama ciltlerce kitabın anlattığından daha fazlasını anlatır. ancak şunu da belirtmeli ki, o fotoğraflardaki o tek sözcüğü, yani punctum'u, okumak için de, ciltlerce kitap okumak lazımdır. aksi takdir de, fotoğrafın ışığı, diyaframı, altın noktası, vs ile ömür geçer de bir tane yumruk yiyemeden geçer gider...
işte elvin'in fotoğrafı o fotoğraflardan, yumruğu sıkı olanlardan biri. conrad'ın kahramınının ağzından ifade ettiği yaşamın özetini, fotoğrafça söylüyor. bu söylemin yumruğunun şiddeti ise, sözcüğün anlamına hiç de uymayan, tam karşıtı bir anlatımın (studium'un) kompozisyonu ile en yüksek noktasına erişiyor. dünya güzeli bir yüz, muhteşem gözler, ama o gözlerden asla beklenmeyen o ifade, o bakış ve bu kompozisyona hiç uymayan kel, çirkin, gözsüz bir bebek figürü.
yaşam fotoğrafla daha katlanılır...
elvin'e tebrikler...
Merhaba,
Profilimde de yazdığım gibi, benim için farklı anlamlar yüklenebilen fotoğraflar daha değerlidir.
Değişik görüşler, değişik bakış açıları, fotoğraf içinde geçen olayların değişik yorumları her zaman hoşuma gitmiştir. Bu tür eleştirileri okudukça işin teknik kısmından çok anlama ve yorumlama kısmının önemini daha iyi kavrayabiliyorum. Açıkçası bu daha çok hoşuma gidiyor. Yorumlardaki farklılıklar her -ne kadar olabildiğince geniş düşünsem de- aslında ne kadar tek düze baktığımı gösteriyor. Bu bende "neden göremedim ben" diye bir his uyandırmasına rağmen oldukça keyif verici oluyor. Teknik kısmını fotoğraf çeke çeke nasılsa öğreneceğim ama peki ya düşünceler? kişiliklerin karelere yansıyışı? İşte bu eksik kalan kısmı da kişilerin kendilerine hissettirdiklerini açıkladıklarında ancak anlayabiliyorum. Bunun düşünce dağarcığının gelişebilmesinde önemli etkisi olduğunu düşünüyorum.
Şimdi yapıcı eleştiri dediğimiz kısım, fotoğrafın sadece teknik yönünün irdelenmesi midir? Yoksa aslında bir karenin ne denli değişik anlamlar taşıyabileceğinin fotoğrafçıya aktarılarak çalışırken tek yönlü bakıştan çok türlü düşünceleri de içerebilen fotoğraf çekme isteğinin de kamçılanması, kişinin bu yönde de ilerlemesine yön göstermek olabilir midir?
Buradan yola çıkarak yapıcı eleştiri sadece teknik midir? Yazınız'da bahsettiğiniz Studium ve Punctum'un düşünsel olarak yapıcı bir yönü yok mudur?
Biraz konu dışına çıktım gibi ama hep söylemek istediğim birşeydi. bu konu da bunun için çok güzel bir zemin oldu benim için:)
Fotoğrafta ise bebeğin terkedilmişliği var kız tarafından. Çocuğun ilgisini çekecek başka birşey bulduğunda eski ilgi alanlarını kaybetmesi ve yeniye doğru yönelmesini görüyorum.Sen git burada yenisi var der gibi. Çocuk işte:)
Punctum, kolların olmaması. Bebeğini kollarına alamaması ve ya alamayacak olması.
'köşe'yi dakikası dakikasına takip edemesem de çoğu konuyu okudum. güzel bir çizgi yakaladınız, öncelikle tebrik etmek istiyorum bu yüzden.
öğrenmek sonsuza dek sürecek bir kavram, yazınız bir kez daha kanıtladı bunu. 'stadium ve punctum' kavramlarını ilk kez sayenizde duymuş ve biraz bilgilenmiş olduk.
fotoğrafta beni ilk etkileyen şey 'doğal olarak' kızın bakışı oldu. hata mı bilmem önce fotoğrafa dikkatle bakmadan yazınızı okuyup sonra fotoğrafı inceledim. bebeğin saçlarının olmadığını okur okumaz fotoğrafı incelemeye başladım.
öncelikle bu aralar pozlama ve doğru kontrast konusunda kafam karıştı ve ne zaman doğru pozlanmış bir fotoğraf görsem 'vay canına' diyorum içimden. fotoğrafta ışık çok ustaca kullanılmış ve gölgede kalan kısımlarda bile detay kaybolmamış.
benim punctum'um ise şu oldu. Ahmet Şerif İzgoren'in kitabında 'açtım gözümü, yumdum ağzımı' diye bir deyimi var; bebeğin gözleri kapalı ve ağzı açıkken, artık bebeklerle oynama yaşını bir hayli geçmiş kızın gözlerinin açık ağzının kapalı olması.
başlık da burada tam oturmuş: hani olur ya tanışırız hayatla bir gün... insan duruşunun yerle yaptığı açıyla doğru orantılı olarak gözlerini açıyor ve ağzını kapıyor. susmayı ve kendini duruşuyla ve bakışıyla ifade etmeyi öğreniyor. isteklerin her zaman gerçekleşmediğini, bunun için çabalamak gerektiğini, gözlerini kapayıp vazifesini yapmak yerine durup dinleyip neyi nasıl yapması gerektiğine bakması gerektiğini öğreniyor insan.
sayın elvin işteermiş'i tebrik ediyorum. fotoğrafı ve düşündürdükleri için...
erdal...
öncelikle teşekkür ederim, fotoğrafımı konu alarak böylesi önemli kacramları paylaştığın için...
sonrasında..;
hayat neler barındırır içinde... bize anlatılan masallar bir bakarız ki çevirmiş yüzünü... gerçek hayat ile yüz yüze geliriz... elini uzatır, sıksan olmaz, kaçsan... nereye kadar..?
de ki küçük bir kız çocuğu... her gece sarılıp yattığı, sırlarını paylaştığı, ona sarıldığında güven duyduğu bebeğidir... anlamı budur minik bir kız için..
o kız temiz, o kızın saçları gür ve taralı, o kızın yüzü pırıl pırıl... (bunu farketmen çok değerli) ama gözleri yaşadığı ilk hayal kırıklığını anlatır... o bebek "hayat"
o bebek kirlenmiş, o bebek saçsız kalmış ve o bebeğin gözleri yok... kızın kocaman gözlerine inat...
işte... daha görselleştirmeden içimde sıkışıp kalan "Punctum"...
dedim ya...
hani olur ya;
tanışırız hayatla birgün...
ve tekrar teşekkür ederim yorumun için,
sevgilerimle...
Yorum yazmak için üye olun
|
Köşe Yazarı |
|
| » MODEL SÖZLEŞMESİ (1 ay önce yazılmış) |
| » ATMACAMANA VE POSTMODERNİZM (2 ay önce yazılmış) |
| » ELİTİST (2 ay önce yazılmış) |
| » Laser Pointer (2 ay önce yazılmış) |
| » Marlboro (2 ay önce yazılmış) |
| » Konuk - Güzin Tezel (2 ay önce yazılmış) |
| » PUNCTUM VE STUDIUM (2 ay önce yazılmış) |
| » BELGESEL FOTOĞRAF , AFSAD SEMPOZYUMU (2 ay önce yazılmış) |
| » Konser Fotoğrafçılığı (3 ay önce yazılmış) |
| » Soyut Fotoğraf (3 ay önce yazılmış) |
| » Konuk-Şule Tüzül (3 ay önce yazılmış) |
| » E-Bomba (3 ay önce yazılmış) |
| » Karikatür (3 ay önce yazılmış) |
| » DEEPISM (3 ay önce yazılmış) |
| » Örtüşme (3 ay önce yazılmış) |
| » Doğru pozlama (3 ay önce yazılmış) |
| » Pusu (3 ay önce yazılmış) |
| » doruk nokta (3 ay önce yazılmış) |
| » Algıda seçicilik, (3 ay önce yazılmış) |
| » Çevre temizliği (3 ay önce yazılmış) |
| Tüm Yazılar |

© 2004-2008