FotoKritik

Amatör ve profesyonel fotoğraf tutkunlarının paylaşma alanı

Konuk-Şule Tüzül



tenin ardından / catman

Sinemada olduğu gibi fotoğrafta da bir gün “eleştirmen” kavramı yerleşirse bunun en önemli temsilcisi olacağına inandığım Şule Tüzül’ün, ülkemizin tek vahşi doğa fotoğrafçısı Süha Derbent’in alıştığımız tarzının dışında çektiği bir fotoğrafa yaptığı "Tenin Ardından" başlıklı yorumu paylaşmak istedim.

Yazıları ile Şule Tüzül’ü, fotoğraflarıyla Süha Derbent’i izlemenizi şiddetle tavsiye ederim.



TENİN ARDINDAN

Yaşamlarımızın net olan yanları var mı? Bir sonraki anı bilme ihtimalimizin sıfır olduğunu düşünürsek kimse bu soruya evet diyemez sanırım. Bu yüzden, fotoğraflar üzerine konuşulurken ortaya çıkan netlik-fluluk tartışmaları, hangi alanın neden net ya da flu olması gerektiğine dair söylemler bana, yaşamın bu netsizliğine rağmen yapılan kesin yargıları hatırlatır. Yaşam tadını ve mucizevi hazzını bu netsizlikten alırken, onu kimbilir kimlerin kafalarından çıkmış kurallar silsilesine sıkıştırmaya çalışmanın bugüne kadar kime ne faydası oldu bilmiyorum. Eğer birileri bundan fayda sağladıysa, bugün yaşadığımız korkunç dünyanın vebalini onların boynuna asmak durumundayım.

Yaşamın fluluğu içerisinde herşey mümkün… Günahlar olmasa sevapların, acılar olmasa sevinçlerin, savaşlar olmasa barışın, ve nefret olmasa aşkın tartışmasız değerlerini bilebilecek miydik? Gerçi bugün bunların değerini ne kadar biliyoruz, o da ayrı bir konu…

Fotoğraf bu kavramları ve değerlerini, sınırları belli bir çerçevenin içine hapsederken, belirli bir konuya, biçime ve duyguya indirgiyor. John Berger’in dediği gibi; “imgenin sıradanlığı, imgelemce yoğun iki durum arasındaki akışı vermek yerine, bir anı dondurmasındandır.” Burdan yola çıkarak fotoğraf sıradan ve indirgemeci demek doğru mu? Elbette hayır, öyle olsa, dünyanın her köşesinde kitleleri peşinden sürükleyen bir “şey” olmazdı. Demek ki, fotoğrafın öyle bir özelliği var ki, yaşamı indirgeyen ve sıradan bir imgeye dönüştüren o kare, aynı zamanda hapsettiği o yaşam parçacığını, duygularımızı ve düşüncelerimizi alabildiğine ayakladıracak kadar sıradışılaştıran bir güce sahip.

Bu düşüncelerimi örneklemek için Süha Derbent’in Tenin Ardından isimli çalışmasını seçtim.

Kadın, insanlık tarihi boyunca nesneleştirilmekle insan yerine konmak diye adlandırabileceğimiz iki direğin arasında gerili bir ip rolünü oynamak zorunda bırakıldı. Bugün en modern çevrelerde bile, bu rolden sıyrılıp, varlığını olduğu gibi yaşabilme şansına sahip kaç kadın var acaba? Peki ya kaç erkek, kadını cinsel kimliğine indirgemeden, kendi varlığının bir parçası olarak görebilmeyi başardı? Din ve politika, kurallarını ve uygulamalarını hep kadın bedeni üzerinden şekillendirdi. Bir gün insanlık, kadın bedeni üzerinden değil de, o bedenin ardındaki duygulara, düşüncelere, inançlara, acı ve sevinçlere, isteklere göre, yani o bedeni vareden kimliğe göre bir yaşam biçimini benimsemeyi başarabilecek mi?

Yukarıdaki fotoğraf, kadını bir bedene (başka bir tabirle “et”e) indirgeyen sosyal ve kültürel yaklaşımlara bir cevap olabilir mi?

Nü çalışmaların, model ister erkek ister kadın olsun, toplumun insanı, insan kimliğinden soyutlayıp, cinsel kimliğine indirgeyerek kimliksizleştirdiği bakış açılarına bir alternatif, bir tavır, bir cevap olmasını savunanlardanım. Zaten aksini bir fotoğraf çalışması olarak kabul etmek sözkonusu olamaz. Özcan Yurdalan’ın dediği gibi, fotoğrafçı çalıştığı konuda duyarlılığa sahip olmalıdır. Kadın haklarından ve kadının yaşadığı sorunlardan bihaber birinin nü çalışıyorum demesindeki abesliği açıklamama gerek yok sanırım.

Yukarıdaki fotoğraf, nü olması dolayısıyla, özellikle bizim gibi çıplaklığı yasak ve tabularla sınırlayan bir toplumda, zaten fotoğrafın en önemli özeliklerinden birine, aykırı olabilme ve bunun sonucu olan şaşırtma özelliğine sahip. Peki nasıl bir nü?

Elbette, biz burda istediğimiz kadar kadın haklarından, kadını sadece cinsel kimliği ile algılama yanılgısından ve benzer konulardan bahsedelim, fotoğrafa bakan kişilerin kimi, burda sadece bir meme görecektir, kimi keşke diğer tarafları da görebilseydik diyecektir, kimi de bu fluluktan rahatsız olacaktır. Bazıları ise fotoğrafçının tercihleri ile ortaya çıkan bu görüntüyü bütünsel olarak hikayeleştirebilecek, belki kendi yaşamının hikayeleri ile özdeşleştirecek, belki de fotoğraf isminin çağrıştırdıkları ile tenin ardındaki hikayelerin peşine düşecektir. Bu fotoğrafı bu sitede ilk gördüğümde, ziyaretçi sayısı 700’ü geçmiş, ancak fotoğrafa sadece 7 yorum yazılmıştı. Sanırım bende ciddi bir gariplik var, bir tek ben, bu fotoğrafa baktığımda, bir erkeğin penceresinden görünen bir kadın hikayesinin etkileyici sözcükleri ile sarhoş, fotoğrafın fluluğundaki hikayeleri düşünüyorum. Fotoğraf dünyası yaşama ne kadar benziyor; ta İtalya’lardan, sanatçının biri, bir kadın, kalkıp barış adına yollara düşüyor, Avrupa’yı geçerken hiçbir şey olmuyor, ama her ne hikmetse, Türkiye’ye geldiğinde yurdum insanının sapıklarından biri bu barış elçisini katlediveriyor. Bu zavallı sapık eğer bilseydi bu kadının barış elçisi olduğunu ve katledilmesinin vacip değil de AB’ye rezillik olduğunu yapmazdı, ama o, yolda yalnız bir kadın gördü, sadece bir “kadın”.

Bu fotoğrafı bu yazının anlatmak istediklerine araç olarak seçmemin birkaç nedeni var. Bir tanesi şu; nü çalışmalarda tahammül edemediğim bazı ikiyüzlülüklerin burada varolmaması, ya da şöyle söyleyeyim bazı zorunlulukların burada ustaca kurgulanması. Nü modeller genelde yüzlerini göstermek, kendilerini deşifre etmek istemezler. Yukarıda bahsettiğim toplumsal baskılar ve sıkıntılar nedeni ile bu seçimi çok doğal karşılamak lazım. Bir de kadın ya da erkek nü’lerin, cinsel organlarının fotoğrafta görünmesi tercih edilmez genelde. Bunun nedenini bilmiyorum, çok önemli olduğunu da düşünmüyorum. Kısaca, modelin orasını burasını örten nesnelere ya da modelin eli ile göstermek istemediği yerleri örtmesine, yani fotoğrafın bana, gözüme sokarcasına, “ben nü’yüm ama oramı buramı gösteremem” söylemine tahammül edemiyorum. Eğer nü bir çalışmada fotoğrafçı fotoğrafik tercihlerinden dolayı değil de, toplumsal baskılar ya da kişinin mahreminden kaynaklanan nedenlerle beden üzerinde bir sansür uygulayacaksa, ben izleyici olarak bunu farketmek istemiyorum. Çünkü farkettiğimde o fotoğraf nü olmaktan çıkıyor, toplumun bakış açısının bir ifadesine dönüşüveriyor. Süha Derbent, bu fotoğrafta bu sıkıntıları ustaca aşmış. Fotoğrafa bakıyorum, görsel ve kurgusal anlamda beni rahatsız eden en ufak nokta yok. Fotoğrafın görsel ve kurgusal büyüsünün pürüzsüzlüğü, beni bir sonraki adıma, fotoğrafın bana anlattıklarına götürüyor, fotoğrafın söylediklerini dinlemek için sabırsızlanıyorum. Evet nü çıplaktır, ama fotoğraf hikayeleri ile giydirir onu…

Ve dinliyorum… Fotoğraf diyor ki;

gelecek, geçmiş kadar flu
geçmişin solmaya yüz tutmuş bahçelerinden topladıklarımı
bedenimde sakladım
hepsini kırmızıya boyadım
çoğu kabuk tutmuş yaralarım ve yüzümde açan bütün çiçekler
eşit şimdi
zaten bütün o çiçeklerin dikenleri değil miydi yaralara sebep
ve yaralar değil miydi açan çiçeklerin sebebi…
şimdi;
bir suskunun sonsuz beyazında
zamanın fluluğunda
dingin ve huzurlu
çok uzaklardan gelen bir ezgiyi dinliyorum
ispanyol bir kadın sanki bütün hikayesini bir heceye sığdırmış sesleniyor…
suskuyu da kırmızıya boyuyorum
bir fotoğrafın içine koyuyorum…

Bu fotoğrafı seçmemin bir diğer nedeni; fotoğraflarına hayran olduğum vahşi yaşam fotoğrafçısı Süha Derbent’in, böyle farklı bir çalışmaya imza atmış olmasına rağmen, bu çalışmanın beni en az vahşi yaşam fotoğrafları kadar etkilemiş olması. Üstelik, deneme amaçlı çektiği ve belki bir daha bu tarzda çekmeyeceği bir çalışma. Bir fotoğrafçının fotoğraflarını izlemek, o fotoğrafçının baktığı pencereden dünyaya bakmak demek. Fotoğraf bence bu yüzden bu kadar mucizevi bir şey. Kendi adıma, söylemleri farklı olsa da, Süha Derbent’in bu çalışmasında bulduklarım, vahşi yaşam fotoğraflarında bulduklarımdan çok farklı değil. Fotoğrafçı duyarlılığı ve o duyarlılıktan doğan bakış, yaşamın her alanında aynı yoğunlukta kendini varediyor. Aksi olsa, duyarlılıktan bahsedemezdik zaten.

Dolayısıyla, fotoğraf yolculuğunun kadim olmaya aday yolcuları, dilerim dünyaya kendilerine özgü bir pencereden bakmanın önemini biliyorlardır. Ve başkalarının beğenisine göre seçilen pencerelerin, hiçbir zaman bir pencere olamayacağını…

Gördüğünüz gibi, Süha Derbent’in deneme amaçlı çektiği bir çalışma nelere vesile oldu. Fotoğrafçı olmayabilirim, ama bugüne kadar onbinlerce fotoğraf izlemiş bir fotoğrafsever olarak şunu söyleyebilirim; bir fotoğrafın bir insana neler yapabileceğini yaşamadan asla bilemezsiniz… Asla…

Yaşayın…

ŞULE TÜZÜL
NİSAN, 2008

3 ay önce yazılmış

Yorumlar

(7 yorum yazılmış)
thewall311 vedat mutlu

Çok güzel bir yazı olmuş bence her okuyanı şöyle bir yerinde sarstı ben dahil
Şule tüzel'in "Fotoğraf özürlü ülkenin fotoğrafçıları" yazısını okumuştum şiddetle tavsiye ederim

Şule Hanım Erdal bey ellerinize yüreğinize sağlık
Çok teşekkürler böyle güzel bir yazı için.

2 ay önce yazılmış
slradil adil ir

Paylaşım için teşekkürler Erdal Bey,

Şule Hanım da başka bir sanatı icra etmiş sanırım, bu güzel yazıdan dolayı teşekkür ediyorum efendim, keyifle okudum.

Çok da resmi oldum efendim, aman ahengi bozmayayım, toz olayım.
Tekrar teşekkürler...

3 ay önce yazılmış
denizi Yasin YILDIZ

Erdal bey, kaleminizde fotoğraf makinanız gibi çok güçlü.Sizin fotoğraflarınızı seyrediyor ve yazılarınızı okuyor olmak büyük mutluluk.Fotoğrafı yaşamak ve öğrenmek adına her aktarımınız çok önemli ve çok degerli.Paylaşımlarınız için teşekkür ederim.Saygılarımla.

Yasin YILDIZ

3 ay önce yazılmış
toprak

fotoğrafta, yazıda nefis...
yüreğinize sağlık...

3 ay önce yazılmış
nacieyp NACİ EYYUPOĞLU

''Avrupa’yı geçerken hiçbir şey olmuyor, ama her ne hikmetse, Türkiye’ye geldiğinde yurdum insanının sapıklarından biri bu barış elçisini katlediveriyor. Bu zavallı sapık eğer bilseydi bu kadının barış elçisi olduğunu ve katledilmesinin vacip değil de AB’ye rezillik olduğunu yapmazdı, ama o, yolda yalnız bir kadın gördü, sadece bir “kadın”.
yine iyi tutmuşsunuz kendinizi.insanlık üst başlığıyla aslında hiçbir halttan anlamıyorlar dediğiniz bu milletin ta kendisi ama galiba açık açık söylemeği pek uygun bulmamışsınız.
tecavüz avrupada veya batıa nadirattan ve arizidir ama biz de ata sporudur.
hoşça bak zatına

3 ay önce yazılmış
Lohen Ümit Özmen

Her zaman ki gibi eleştirinizi zevkle okuduk şule hanım.
Kaleminize kuvvet ...
selamlar

3 ay önce yazılmış
hula hülya okuyucu

nü fotografları ve toplumun bakış açısını çok güzel aktarmışsınız...nü ile erotik fotograf arasındaki çizgiyi belirleyen noktalarada değinmişsiniz aslında.fluluk sayesinde oluşan gizem ve dataydaki estetik açısından çok beğendiğim bir kare olmuş bencede.nü çalışmayı isteyen ama bunu her ifade edişinde şaşkın bakışlarla karşılanan biri olarak yazınızı okumak beni mutlu etti....selamlarla

3 ay önce yazılmış

Yorum yazmak için üye olun


Köşe Yazarı

Diğer Yazılar
» MODEL SÖZLEŞMESİ (1 ay önce yazılmış)
» ATMACAMANA VE POSTMODERNİZM (2 ay önce yazılmış)
» ELİTİST (2 ay önce yazılmış)
» Laser Pointer (2 ay önce yazılmış)
» Marlboro (2 ay önce yazılmış)
» Konuk - Güzin Tezel (2 ay önce yazılmış)
» PUNCTUM VE STUDIUM (2 ay önce yazılmış)
» BELGESEL FOTOĞRAF , AFSAD SEMPOZYUMU (2 ay önce yazılmış)
» Konser Fotoğrafçılığı (3 ay önce yazılmış)
» Soyut Fotoğraf (3 ay önce yazılmış)
» Konuk-Şule Tüzül (3 ay önce yazılmış)
» E-Bomba (3 ay önce yazılmış)
» Karikatür (3 ay önce yazılmış)
» DEEPISM (3 ay önce yazılmış)
» Örtüşme (3 ay önce yazılmış)
» Doğru pozlama (3 ay önce yazılmış)
» Pusu (3 ay önce yazılmış)
» doruk nokta (3 ay önce yazılmış)
» Algıda seçicilik, (3 ay önce yazılmış)
» Çevre temizliği (3 ay önce yazılmış)
Tüm Yazılar

FotoKritik
Hakkımızda
Reklam ve Sponsorluk
İletişim
Ekran Kalibrasyonu
Yardım
Kurallar
Kullanma Kılavuzu
Sık Sorulan Sorular
Tüm Yardım Konuları
© 2004-2008 Nokta Internet Teknolojileri. Fotoğrafların tüm hakları ve sorumluluğu fotoğraf sahiplerine aittir.
Fotoğrafların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.