FotoKritik

Amatör ve profesyonel fotoğraf tutkunlarının paylaşma alanı
Forum Kategorileri
Çekim Teknikleri
Son: 1 saat önce
Dijital Teknikler
Son: 32 dk. önce
Etkinlikler
Son: 42 dk. önce
Donanım-Ekipman
Son: 1 saat önce
Satılık-Alınık
Son: 30 dk. önce
Tüketici Köşesi
Son: 6 saat önce
Foto-Röportaj
Son: 6 saat önce
OrnitoFoto
Son: 16 saat önce
Site Hakkında
Son: 1 saat önce
Karanlık Oda
Son: 15 saat önce
Genel
Son: 1 saat önce

Foto-Röportaj

 

Bu konu FotoKritik yönetimi tarafından kapatılmıştır.
"Bizden Biri"

17.10.2008 13:26 tarihinde jelya | Ümran Davran Ref. #352120 | Msj.1
PRose
Ahmet Morgül
Moderatör

Profil Sayfası:
http://www.fotokritik.com/kullanici/jelya


Cevap vermek isterseniz;
Yaşınız: Elbette cevap vermek isterim de bir yakalayabilsem; durduğu yerde durmuyor ki: yedi ile yetmiş yedi arasında hızla dolanıp duruyor. Bu cümleyi yazarken 25 idi...
Mesleğiniz veya yaptığınız iş: Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi, Gazetecilik ve Halkla İlişkiler mezunuyum. Özel bir şirkette genel koordinatörüm.
Memleketiniz: İstanbul
İkamet ettiğiniz yer: İstanbul


FotoKritik’e nasıl ve neden üye oldunuz? Sizin için ne ifade ediyor; olmasa hayatınız ne şekilde değişir?
FotoKritik’in varlığından haberdar olmama, çok eski bir dostum olan Murat Yaraş vesile oldu. Dört yıl önce bir link yolladı bana ve üye olmamı istedi. İlk tepkim: “De get” oldu. Ne işim olacaktı ki benim bir fotoğraf sitesiyle? Ancak FotoKritik’de biraz dolaşınca hemen üye oldum.
Zaman zaman kızıp çemkirsem de FotoKritik benim için çok önemli.
Henüz tam olarak becerebildiğimi söyleyemem ama “gerçek fotoğraf”ın ne olduğunu, nasıl olması gerektiğini farkettiğim ilk adres.

Kendini bir yere ait hissetmek!
Yazıda da fotoğrafta da bu duyguyu hissediyorum. Pek çok sitede yazılarım yayınlandı ve yine pek çok fotoğraf sitesinde de fotoğraflarım ama kendimi “ait” hissettiğim yerler çok az. Yazılarım için “Derkenar”a ve fotoğraflarım için ise: FotoKritik’e ait hissedebiliyorum kendimi diyebilirim rahatlıkla.

FotoKritik’le tanışmış olmayı yaşamımdaki şanslı anlarımdan biri olarak nitelendiriyorum ama zaman içinde insan, fotoğrafı sadece yayınlamak için çekmediğini fark ediyor. Ben de uzun zamandır salt paylaşmak için fotoğraf çekmiyorum. Fotoğrafı uzun soluklu düşündüğüm için samimi olmam gerekirse FotoKritik olmasa hayatım pek değişmez artık. Bana kazandırdığı dostlarımla da söz konusu fotoğraf olunca yollarımız bir yerlerde mutlaka kesişecektir.


Zamanınızın ne kadarını FotoKritik’e ayırıyorsunuz? FotoKritik’te en çok zaman geçirdiğiniz bölümleri sıralarsak nerelerdir, bu sıralama sizce doğru sıralama mı?
Eskiden çok daha fazla zaman ayırıyordum FotoKritik’e. Çünkü en başta öğrenmeye açtım. Sonrasında ise eli yüzü düzgün fotoğraf ve bana katkısı olacağına inandığım yorum sayısı daha fazlaydı. Şimdilerde daha az zaman ayırıyorum. Günün belli saatlerinda kopuk kopuk da olsa toplamda sanırım üç saatimi ayırıyorumdur.

FotoKritik’de en çok zamanımı alan fotoğraf izlemek oluyor. İflah olmaz bir optimist olduğumdan umutla “fotoğraf” arıyorum. Fotoğraf izlerken beni durduran fotoğraflarda epeyce zaman harcıyorum. “Ben olsam nasıl çekerdim?” sorusunu soruyorum kendime fotoğraf izlerken. Bilgisayarıma indirip, yeniden kadrajlayıp, işlediğim fotoğraf azınmayacak kadar çoktur.

Forum! Forum başlıkları da nerdeyse fotoğraf izlemeye ayırdığım zamana denk gelir. Bilgilenmek, paylaşmak bazen de eğlenmek amacıyla günde üç beş kez mutlaka didiklerim Forumu.

Ve son olarak fotoğraf yorumları. Eleştiriden ziyade yorumlar daha çok ilgimi çekiyor. Bir fotoğrafın nasıl farklı okunabileceğine tanık olmak heyecan veriyor bana. Yorumlarını hiç kaçırmadan izlediğim arkadaşlar var.

Bu sıralama forum ve izlediğim yorumlar yer değiştirince doğru seçim oluyor bana göre.


FotoKritik’in bir paylaşım sitesi olduğunu biliyorsunuz. Fotoğraf paylaşmak kadar yorum ve eleştiri paylaşımı da önemli. Aldığınız ya da yaptığınız yorumların ve eleştirilerin fotoğrafa yada fotoğraçıya katkısı olduğunu düşünüyor musunuz? Değilse katkısı olması için önerileriniz neler olabilir? Sizce olması gereken, idealinizdeki eleştiri veya yorumu aldınız ya da yaptınız mı? Aldığınız veya yaptığınız eleştirilere örnek verir misiniz?
Her ne kadar derin, anlamlı, üstünde kafa yorulmuş yorumlardan çok haz alıyor olsam da bana katkısı olacağını düşündüğüm eleştirileri de çok önemsiyorum. Şahsen kendi adıma fotoğrafçıya katkısı olduğunu düşündüğüm teknik yorumlar yapmıyorum. Ben fotoğrafın içinde dolaşmayı, fotoğrafı okumayı, üstüne hikaye yazmayı seviyorum. Bu nedenle de eleştiri yerine yorum yapmayı yeğliyorum.

İdealimdeki yorumu henüz almadım da yapmadım da. Hem benim anladığım manada yorum olacak ve hem de BIRADER’in eleştirileri gibi eleştiri olacak bir arada.

Aldığım yorumlara birkaç örnek:
http://www.fotokritik.com/1242616#e6557381
Sevgili Serdar Bey’in (sarazen) yaptığı yorumlardan birisi. Ufkumu açması açısından çok önemsiyorum.

http://www.fotokritik.com/1264810#e6688549
Sevgili Mustafa’nın (singmus) beni alıp götüren duygusal yorumlarından birisi. İzleyenle aynı frekansta buluşmak adına keyifleniyorum.

http://www.fotokritik.com/987656#e5428654
Sevgili Kemal’ in(KemalGul) o şiirsi yorumlarından birisi.Fotoğrafımda duygu olduğunu ve bunu aktarabildiğimi hissettiriyor bana; iyi geliyor, ilaç gibi : )

Yaptığım yorumlara birkaç örnek:
http://www.fotokritik.com/1236354

http://www.fotokritik.com/201867

http://www.fotokritik.com/679998#e3562974


Sizce çıkartıldığı zaman FotoKritik’e artısı olacak bir bölüm var mı? Yine aynı şekilde halen olmayan ama eklenmesiyle FotoKritik’e olumlu anlamda katkısı olabilecek bir bölüm öneriniz var mı?
Bence gruplar acilen kaldırılmalı. Bunun FotoKritik’e artısı olacağını düşünüyorum.


FotoKritik’e olumlu anlamda katkısı olabilecek bir öneriniz var mı?
Aşağıda topluca belirttiğim “iyileştirme paketi” m içindeki 3. maddenin:
(3-Fotoğrafta gerçekten usta olan kişiler aşağı yukarı belli. Onlar belirlenmeli. Bunu biz üyelerin bilmesine gerek yok. Onların yaptığı yorumlar baz alınarak yine anasayfa için bir adet fotoğraf seçilebilir. Yönetimin bileceği bu uzman üyelerden mesela 3 ya da beş tanesi yorum yaptığı bir fotoğraf anasayfaya çıkmalı. Fotoğraf sayısı fazla olursa puan, yorum sayısı vs gibi etkenler baz alınarak tek fotoğrafa indirilebilir.)
Anasayfa fotoğraflarının seçimine olumlu katkı sağlayacağını düşünüyorum.


FotoKritik’te eskiden varolan, bugün olmayan özlediğiniz kişiler var mı? Fotoğrafın ve FotoKritik’in üzerinizdeki pozitif / negatif etkilerini anlatabilir misiniz?
Elbette var. Denizcieskisi, TUANATU, pahsa ilk aklıma gelen isimler. Gerçek yaşamda görüşmemize rağmen fotoğraflarını izlemeyi, yorumlarını özledim…


Fotoğraf çekerken yaşadığınız, unutamadığınız komik ya da üzücü bir olay var mı?
Fotoğraf çekerken nerde olduğumu falan unutuyorum. Buna bir de sakar oluşum eklenince başıma abuk sabuk kazalar geliyor. Çatalca’da bataklığa düşmüştüm bir kez. İki kez de Alibeyköy Baraj Gölü havzasında derin yarığa gömüldü ayağım. Çamurları zor temizlemiştim. Ordan ayrılırken üstüm başım berbattı. Kendimi savaş muhabiri gibi hissetmiştim; çok komikti : )


Fotoğrafı nasıl tanımlarsınız? "Fotoğraf" ve fotoğraf çekmek sizin için ne anlam ifade ediyor? Kendinize ait bir çizginiz oldugunu düsünüyor musunuz? Yeni çalışmalarınızda üzerinde duracağınız konular nelerdir?
Uzun yıllar oldu fotoğraf çekmeye başlayalı. Sanıyorum üniversitede, ikinci sınıfta iken başladım. Yayın hayatına yeni başlayan bir dergide stajyer olarak çalışmaya başlamıştım. Yaptığım röportajlar eli yüzü düzgün hale gelince yayınlamak için fotoğraf da gerekli oldu doğal olarak. Derginin olanakları her röportaja gidişimde bana bir fotoğrafçı hatta bir fotoğraf makinası verecek düzeyde değildi. İmdadıma babam yetişti ve bana ilk makinem olan Kodak-Retinette IA yı armağan etti.

Epeyce film ziyan ettikten sonra doğru ışığı, netliği falan öğrenmiş oldum ama hepsi o kadar. Manzaralar, tarihi mekanlar çekiyordum ama güzel birer fon olmaktan öteye gitmiyordu. Önde hep objektife bakarak gülümseyen biri/birileri oluyordu mutlaka. Kısaca “hatıra fotoğrafı” çekip duruyordum sürekli.

Oğlum dünyaya geldikten sonra en büyük amacım onu fotoğraflamak şekline dönüştü ama bu defa ufaktan ufaktan farklar görmeye başladım fotoğraflarımda. Rastgele çekmiyordum artık. İlerde büyüdüğü zaman yanında anlatacak ben olmasam da baktığı zaman nasıl bir çocuk olduğunu anlayabilmeliydi Belgesel değil ama belge olmalıydı en azından.

Tornavida, çekiç gibi aletlerle oynamayı çok seviyordu meselâ. Oyuncaklarının vidalarını tek tek söker ve arabaların nasıl çalıştığını anlamaya çalışırdı. Gezilerde, pikniklerde top oynamak, salıncağa binmek yerine keserle (daha büyüyünce kazmaya bırakacaktı yerini) toprağı kazmayı, kürekle toprak atmayı tercih ederdi. Üstünü kirlettiği zaman bakkaldan deterjan veya çamaşır suyu alıp gelirdi eve : ) Arabasının pili bitince komşunun çocuğuna çikolata verip yerine pil aldırırdı… (Kapının önünde dolaşmaya çıkmış dev gibi bir St.Bernard’ı kapıp gelmişti bir gün ve kapıyı açtığımda şaşkınlıktan fotoğraflamayı akıl edememiştim. Yüzündeki ifade ve “N’oolur alalım anne” deyişini yazarak ifade etmeyi beceremedim hiç) Luna parkta dönme dolaba binmek yerine onu döndüren makinaları incelemeyi seçerdi. Bu ve buna benzer yüzlerce anı… Çektiğim fotoğrafları sıraya dizip de izleyince bir çocuk profili rahatlıkla çıkabilir ortaya.

Yazıyordum aynı zamanda yine üniversite yıllarından beri. Şiirle başlamış öyküyle devam etmiş ancak para kazanmam gerekince radyo oyununda karar kılmıştım. Radyo oyunu yazmanın bana çok şey kazandırdığını şimdilerde daha iyi anlayabiliyorum. Şuna benzetirim radyo oyunu yazmayı: Gözleri görmeyen birisine yaşamı noktasına kadar, duygusu dahil anlatmaya. Üstelik bunu anlatarak değil, yazarak yapmak durumundasınız. Bu da düş gücünü zorlayan, tetikleyen bir durumdu benim için.

Bir gün çektiğim bir fotoğrafı elime aldığımda bir şey hissettim. O fotoğrafı okudum uzun uzun. Gerçekten o kadar uzundu ki yazarak anlatmaktan daha kolay bir ifade şekli olarak geldi o an bana fotoğraf. O günden sonra fotoğrafa bakışım değişti.

Fotoğrafı “yazma” eyleminin yerine ikame ettim.

Yazmak yerine fotoğraf çekmek yani.

Her çektiğim fotoğrafta elbette ki beceremiyordum/ hala da beceremiyorum ama hedefim becermek.

Bu tespitimden hemen sonra üstünde düşündüğüm ilk konu: nasıl çekeceğimden önce, ne çekeceğim oldu!

En iyi bildiği, tanıdığı, sevdiği, gözlemlediği şeyi çekmeli insan diye düşündüm.

Kedilerimi fotoğraflamaya başladım. Onları çok iyi tanıyordum. Neyi, nerde nasıl yaptıklarını/yapacaklarını bildiğim gibi bunlardan yola çıkarak onları yönlendirip kurgular da yapabilirdim. Pek çok insanın kedilerle alakalı sayabilecekleri özellikler miskin ve meraklı olmalarıyla sınırlı. Oysa onlar ortak bir dil kullanmasak bile hatta miyavlamadan da her istediklerini bize anlatabiliyorlar. İnsanın ruh halindeki değişiklikleri hissedebiliyorlar ve ona göre tepki veriyorlar. Onların da duyguları olduğunu, meraklarının bazen başlarına iş açsa da genellikle sevimli hatta komik durumlara düştüklerini, standart eşler gibi bazen birbirleriyle kavga edip bazen seviştiklerini, rüya gördüklerini ve görürken yüzlerinin aldığı şekli, hatta kuyruklarını sağa sola sallamalarını, bazen havaya diktiklerini, içlerinden biri öldüğü zaman diğerlerinin onu aramadık köşe bırakmadığını, aşağılardan umudu kesince yukarlarda, dolap üstlerinde aramaya başladıklarını ve daha bunlara benzer yüzlerce şeyi fotoğrafla anlatmaya çalıştım.

Yaşamak kadar ciddi ama yaşamı sevmek kadar da güler yüzle baktım fotoğrafa hep. En karamsar karelerde bile umuda dair bir iz bir işaret mutlaka oldu.

İşte ben bu kadar basit ve sıradan bir “neden” in kuyruğuna takılıp fotoğraf çekiyorum. Yazarak anlatmaktan ve okuyarak anlamaktan daha kolay olduğu için fotoğraf çekiyorum. Yaşamı kadrajlarken onu görmek istediğim gibi şekillendirebileceğim için fotoğraf çekiyorum.
Sonrasında keyifle izlemek için fotoğraf çekiyorum.

Kendime ait bir çizgim olduğunu hissediyorum. Yapılan yorumlar da pekiştiriyor bu hissimi. Fotoğraf sade olmalı, az öğeyle çok şey anlatmalı, soluk almalı, yaşamalı yani, ardalanı gördüğümüzle sınırlı olmamalı, bir hikaye yazdırabilmeli. Tastamam uyguladığımı iddia edemem ama yapmaya çalıştığım bu.

Yeni çalışmalarımda projeye yönelik işler yapmayi hedefliyorum. Şimdilik ufaktan denemelerle ısınmaya çalışıyorum. Bakalım zaman ne gösterecek.


Fotoğrafla ilgili olarak aldığınız eğitimler var mı? Kendinizi nasıl geliştirdiniz? Katıldığınız sergiler, aldığınız ödüller varsa bunları paylaşır mısınız?
Yapı olarak derneklere hatta kurslara katılamıyorum. Kendi başıma öğrenmek daha çok keyif veriyor bana. Ve edinimim de daha kıymetli oluyor. Hiçbir derneğe üye olmadım, hiç kursa gitmedim hayatımda. Fotoğrafla ilgili de herhangi bir kursa ya da seminere katılmış değilim ama eğitim aldım. En büyük şansım Kemal Gül’ü tanımış olmak. Ondan öğrendiklerimi sanırım hiçbir kursta öğrenemezdim; sıkılıp bırakırdım çünkü.

Daha yolun başındayım ama şu ana kadar yine de epeyce şey öğrenmiş olduğumu düşünüyorum. Şaşırtacak kadar sabırlıyım. “İşte oldu” diyene kadar aylarca aynı konuya çalışabilirim. Bu huyumun bana olumlu anlamda katkısı olduğunu düşünüyorum. Bundan başka elbette okumak, fotoğraf izlemek zaman zaman yakın dostlarımla fotoğraf üzerine sohbetler yapmak; hepsinin çok yararı oldu ve olmaya da devam edecek.

Kişisel sergi açmadım. “Kadınlar için kadınlar tarafından” oluşumuna katıldım. Bir de Lübnanlı çocuklar için altı ilde açtığımız sergilere katıldım. Özellikle İstanbul ayağında hayatımın en yorucu ama bir o kadar da heyecanlı ve keyifli anlarını yaşadım.


İlgilendiğiniz, amatör veya profesyonel olarak dahil olduğunuz diğer sanat dalları hangileridir?
Çok uzun yıllardır yazıyorum. 1991 ve 2008 de yayınlamış iki adet şiir kitabım var. İkincisi hiç aklımda yokken sevgili Kemal Gül’ün dürtüklemesi ile ortaya çıktı. Kapak fotoğrafı ve kapak tasarımı ile yine desteğini ve yardımını esirgemedi sevgili Dostum. Bu vesile ile buradan bir kez daha şükranlarımı sunuyorum kendisine.

Öğrencilik yıllarımdan başlayarak TRT İstanbul radyosuna radyo oyunu yazdım. Kesintilerle uzun yıllar sürdü. Sağda solda yayınlanmış epeyce öyküm ve denemem de var.


FotoKritik’ta yapılan değişiklikler hakkında ne düşünüyorsunuz? Olumsuz bulduğunuz yanları var mı sizce? Varsa konuyla ilgili önerileriniz neler olabilir?
Hiç kimse sitesinin kan kaybetmesini istemez. Yapılan değişikliklerin de daha güzeli amaçlayarak yapıldığından eminim ama ters teptiğini de yaşarak gördük. Bence olumsuz oldu. Nicelik arttı ama nitelik düştü. Konuyla ilgili iyileştirme düşüncelerimi forumda belirtmiştim:

1-Gönlüm puanın tamamen kaldırılmasından yana ancak kalkmayacağını bildiğimden: Puan kalmalı ancak puanla anasayfaya çıkmaya kısıtlama getirilmeli. O gün yayınlanan fotoğraflardan en yüksek puan alan belli sayıdaki fotoğraf arasından-mesela 20adet- sadece bir tanesi anasayfaya çıkabilmeli.

2-Editörler sistemi kurulmalı. Gönüllülük esasına dayanabilir, olmazsa ücretli de olabilir. Editörler de o gün yayınlanan tüm fotoğraflar arasından bir adet anasayfa için fotoğraf seçimi yapabilirler. Ayrıca editörler portfolyo da değerlendirebilirler. Anasayfada mesela ayda bir örnek portfolyo seçilebilir ve yayınlanabilir...Yine eskiden olduğu gibi, fotoğrafa katkısı olabilecek yorumlar/eleştiriler içinden günün yorumunu da editörler seçebilir.

3-Fotoğrafta gerçekten usta olan kişiler aşağı yukarı belli. Onlar belirlenmeli. Bunu biz üyelerin bilmesine gerek yok.Onların yaptığı yorumlar baz alınarak yine anasayfa için bir adet fotoğraf seçilebilir. Yönetimin bileceği bu uzman üyelerden mesela 3 ya da beş tanesi yorum yaptığı bir fotoğraf anasayfaya çıkmalı. Fotoğraf sayısı fazla olursa puan, yorum sayısı vs gibi etkenler baz alınarak tek fotoğrafa indirilebilir.

4-Çöküşü hızlandıran gruplar acilen kaldırılmalıdır.

5-Moderatör sayısı arttırılmalı. Yetkileri farklı olabilir ama sayısal olarak artmalı. Suistimallerin önüne geçmek için bu olmazsa olmazlardan.

6-Ek fotoğraf yükleme hakkı kaldırılmalı. Fotoğraf yükleme aralığı 72 saatten 1 haftaya çıkartılmalı. Ancak o zaman FotoKritik çöplüğe dönmekten kurtulabilir.

7-Yine suistimallerin önünü kesmek için paralı üyelere ayrıcalık olmamalı. Suistimal durumunda herkese eşit davranılmalı. Yoksa fotoğraf yükleme vs durumlarda ayrıcalıkları olsun.

8-Fotoğraf projeleri desteklenmeli. Ayrı bir bölüm açılabilir bunun için ve değer bulunanlar anasayfada yayınlanabilir.

9- Niceliğin önemli olmadığı aslolanın nitelik olduğu artık kanıtlandı sanırım. Üye sayısında temizliğe gidilmeli. Geri dönmesi ihtimal dışında olan askıdakiler, fake kullanıcılar ayıklanmalı. Az ama öz olması tercih edilmeli.

10-Günün fotoğrafçısı tek olmalı ve puan bazlı seçilmemeli. Üç ay kuralı devam edebilir.

11-Yeni üye alımları daha titiz olmalı.

Bunlara ekleyecek yeni bir şey gelmedi aklıma henüz.


Forum bölümünün fotoğrafa/fotoğrafçıya katkısı olduğuna inanıyor musunuz; daha etkili yapılandırılabilir mi?
Aramayı bildikten sonra forum bölümünün fotoğrafa da fotoğrafçıya da katkısı olduğuna/olacağına inanıyorum. Olabilirliği hakkında bir fikrim yok ama “Forumda arama” belki biraz daha basitleştirilebilir.


Fotoğraflarından ve / veya tarzından etkilendiginiz fotoğrafçılar kimlerdir? Neden?
http://www.fotokritik.com/kullanici/?id=6990
Kemal Gül’ün fotoğraflarının dili var; şiir okuyor ve okutuyor.

http://www.fotokritik.com/kullanici/?id=3112
Serdar Sağkan’ın ışığı ne kadar güzel kullandığını imrenerek ve ders alarak izliyorum.

http://www.fotokritik.com/kullanici/?id=5378
Ahmet Karaca’ nın portrelerinin her biri hakkında birer öykü mutlaka yazılır.

http://www.fotokritik.com/kullanici/hche
Hakan Çapar’ın düşsel zenginliğini yansıttığı fotoğraflarını bulmaca çözer gibi çözmeyi seviyorum.


En çok etkilendiğiniz fotoğraf (ya da fotoğraflar) hangileri? Üzerinde konuşabilir miyiz?
İzleyebildiğim kadarıyla beni etkileyen fotoğrafları favorilerime ekliyorum. Çoğunlukla duygusu ve duygunun yazdırdığı öyküsü olan fotoğraflar. Teknik olarak kusursuz ama ölü fotoğraf olarak nitelendirdiğim ruhu/duygusu olmayan fotoğraflar pek ilgimi çekmiyor. Duygusu/ruhu olan fotoğraflarda ufak tefek teknik sorunları göz ardı edebiliyorum.

http://www.fotokritik.com/kullanici/favori_fotograflari.php?id=6944


En beğendiğiniz/sevdiğiniz, sizce en değerli fotoğrafınız hangisi; neden?
http://www.fotokritik.com/1094516

Bunun nedenini kısaca öyküleştirmiştim:

“Reenkarnasyona inanıyor olsaydım önceki yaşantımda bir köylü olduğumu rahatlıkla ve hatta biraz da kasılarak söyleyebilirdim.

Tıpkı babam gibi, dedem gibi ve onun babası Şeyhülislam Efendi gibi İstanbul' da doğmuş olmam ve çocukluğuma duyduğum özlem sanırım bu duygumu sürekli besleyen etken. İlk anda yadırganabilir ama çocukluğumun İstanbul'u yetiştirilen hayvan türleri kümes hayvanlarıyla sınırlı olsa da, evin ihtiyacı olan sebze meyvenin her mevsim yetiştirildiği geniş bahçeli ve en fazla iki katlı evleriyle bire bir örtüşmese bile köyü andırıyordu.

"Yarın bizim köye gidelim mi?"

Şaşma, sevinme, heyecanlanma gibi bir dolu duygu dolaşıp çözüldükten sonra ancak cevap verebildim Dost' uma:

"Çok sevinirim"

Yeri geldikçe, doğduğu ama büyüyemediği, ancak orda kalan evini her kendiyle baş başa kalmak istediğinde sığınacak bir yer olarak gördüğünü, Köy Enstitüsü mezunu babasının doğduğu köyde öğretmenlik yapma şansı bulan nadir öğretmenlerden olduğunu, ilkokul diplomasını eliyle verdiği köyün en güzel kızının nasıl daha sonra annesi olduğunu ve daha pek çok ayrıntıyı anlatmıştı bana. Anlattıklarının ayrıntı olduğunu asıl önemli kısmını anlatmadığını köy daha uzaktan göründüğünde anlamıştım.

"Çok eski bir köy sanırım burası. Minare Selçuklu mimarisini andırıyor."

Güldü bütün yüzüyle arabayı park ederken.

"Yazılı kaynak yok ama sekizyüz yıllık geçmişi olduğu söylenir."

Evler yığma taş ve ahşap karışımıydı. Çoğu terkedilmiş ve terkedilmişlik duygusundan, yoksunluktan yediremeyip ölmeye yatmıştı, son durağımız olan köy okulu gibi!

"Burayı mutlaka görmen lazım. Babamın hem okuduğu ve hem de öğretmenlik yaptığı okul işte bu. Annem ve ben de bu okulda okudum. Göç nedeniyle uzun yıllar önce öğrenci bulamayınca kapatıldı. Pek çok köy okulunun başına gelen geldi anlayacağın."

Kapısı zincirle bağlanmış olduğundan kırık camdan içeri girebildiğimiz okulu dolaşırken Dost'um bir yandan da kesintisiz anlatıyordu.

"Önce zil sustu"...

Dedikten sonra kendisi de sustu. Bir sınıfta unutulmuş iki tane sıraya rastlayınca sanırım geçmişin ve anıların yorgunluğu ile bir sıraya çöktü ve elini yanağına dayayıp dalıp gitti. Susarak yalnız bıraktım.

Ve arkasından kadrajımı yapıp geçmişiyle birlikte anılarıyla birlikte Dost'umu fotoğrafladım.

Bu fotoğrafımı en iyi fotoğrafım olarak nitelememin iki nedeni var. İlki teknik olarak Sony DSC F828 in kısıtlı olanaklarıyla, zor bir mekanda ve zor ışık koşullarında çekilmiş olması. İkincisi ise duygusal anlamda beni fazla etkileyen bir fotoğraf olması.


Üye olduğunuz başka siteler var mı? FotoKritik’i bu sitelerden ayıran unsurları kısaca açıklar mısınız?
Adında “fotoğraf” geçen ya da konusu “fotoğraf” olan rastladığım her siteye üye oldum/oluyorum. Ancak bir ikisi dışında fazla aktif değilim. Sadece izlemekle yetiniyorum. FotoKritik ilk göz ağrım benim ve yukarda bir yerlerde de söz ettiğim gibi kendimi buraya ait hissediyorum. Zamanın getirdiği alışkanlık ve yine zaman içinde edinilen dostluklar var.


Fotoğrafla ilgili olarak takip ettiğiniz yayınlar, önerebileceğiniz kitaplar nelerdir?
Basılmış olarak sadece İz Dergisi ve National Geografic i takip ediyorum. Internetin sunduğu olanakları ise sonuna kadar kullanıp, fotoğrafla ilgili nerdeyse tüm online dergileri izlemeye ve didiklemeye çalışıyorum.

Belgesel Fotoğraf ve Fotoröportaj/Özcan Yurdalan
Her Yönüyle Fotoğraf Sanatı/John Hedgecoe
Fotoğrafta Kompozisyon/Tom Grıll
Yaratıcı Fotoğrafçılık/Michael Langford


Tek bir kitap, tek bir müzik grubu/sanatçısı, tek bir şiir, tek bir şarkı ismi vermenizi istesek bunlar neler olurdu?
Kitap: Su Çürüdü/Ahmet Telli (Sadece içindeki şiirlerle değil, elimdeki baskısının yaşanmışlıklarıyla, anılarıyla ve hatta kapağındaki çay ve mum lekeleriyle kutsal bir kitap gibi)
Müzik Grubu: Düş Sokağı Sakinleri.
Şiir: Özlemedim Seni/Ahmet Telli
Şarkı: ODE, David Darling/ Cycles (O denli severim ki şiirini bile yazmışlığım var)


FotoKritik’te sizce yeterince ilgi gormeyen ama çok yetenekli bulduğunuz fotografcılar var mi, link verebilirsiniz?
Mehmet Oğuz/BIRADER: http://www.fotokritik.com/kullanici/Birader
Ahmet Karaca/TUANATU: http://www.fotokritik.com/kullanici/TUANATU
Hakan Çapar/hche: http://www.fotokritik.com/kullanici/hche
Okan Akan/Sm0ky: http://www.fotokritik.com/kullanici/sm0ky
Fatih Sert/EsSufii: http://www.fotokritik.com/kullanici/EsSufii


Bu bölümde sizden sonra yer almasını istediğiniz 3 kişinin linkini verebilir misiniz?
Şafak Tortu/ToRtU: http://www.fotokritik.com/kullanici/ToRtU
Hakan Çapar/hche: http://www.fotokritik.com/kullanici/hche
Ahmet Karaca/TUANATU: http://www.fotokritik.com/kullanici/TUANATU

Bu mesaj 01.11.2008 10:41 tarihinde değiştirildi.


Ekler
Israrla bakış
Haz
Gülümcan
Kolaçan

FotoKritik
Hakkımızda
Reklam
İş Ortağımız Olun
İletişim
Ekran Kalibrasyonu
Yardım
Kurallar
Kullanma Kılavuzu
Sık Sorulan Sorular
Tüm Yardım Konuları
© 2004-2009 Nokta Internet Teknolojileri. Fotoğrafların tüm hakları ve sorumluluğu fotoğraf sahiplerine aittir.
Fotoğrafların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.