Cevap vermek isterseniz;
Yaşınız: 40
Mesleğiniz veya yaptığınız iş: Matbaa&Reklam
Memleketiniz: Antalya
İkamet ettiğiniz yer: Manavgat
FotoKritik’e nasıl ve neden üye oldunuz? Sizin için ne ifade
ediyor; olmasa hayatınız ne şekilde değişir?
Internette fotografla ilgili mekanlarda sörf yaparken rastladım
FotoKritik’e ve gayri ihtiyari üye oluverdim; bu denli
bağlanacağımdan habersiz…
Burası zaman zaman gerçekten fotograf paylaşılan, zaman zaman da
yaşadığımız toplumun her türlü dinamiklerinin sergilendiği bir
mekan.
FotoKritik sayesinde çok güçlü dostluklar edindim. Fotograf
motivasyonumun artmasında çok fazla etkisi olduğunu
belirtmeliyim.
Türkiye’deki fotograf yaşamını bu denli yakından takip edemezdim
FotoKritik olmasaydı. Bunlar benim için az şeyler değil.
Zamanınızın ne kadarını FotoKritik’e ayırıyorsunuz?
FotoKritik’te en çok zaman geçirdiğiniz bölümleri sıralarsak ilk üç
nerelerdir, bu sıralama sizce doğru sıralama mı?
Burasının zamanımın ne kadarını aldığını tespit edebilmem oldukça
güç. İşyerimde ve evimde sürekli bilgisayarım açık oluyor ve başka
işlerle uğraşıyor olsam dahi maille uyarılıp; işi gücü bırakıp
sitenin içine daldığım oluyor. Netin olduğu her yerde aklıma
geliyor site. Bazı zamanlar sessiz dursam dahi hergün neler oluyor
bakıyorum. Günlük ortalamam 2 saati bulur sanırım.
Zamanımın en büyük bölümünü forumlarda geçirdiğimi söylemeliyim.
Sonra fotograf izleme… Burada fotograf izlemek oldukça güç. Çünkü
çok fazla fotograf yükleniyor ve “çöp fotograf”ı seçecek bir yapı
da olmadığı için bolca gezinmek gerekiyor. Üçüncü sıraya yorumları
okumak yerleşir sanıyorum. Favori yorumcularım var kafamda not
edili. Onları okumaktan büyük haz alıyorum. Aynı zamanda yeni
şeyler öğreniyorum.
Sıralamanın doğru olup olmadığı konusunda eleştirilmem mümkün.
Forumlara daha az zaman harcayıp öğrendiklerimi fotograf altlarında
dillendirmem mümkün.
FotoKritik’in bir paylaşım sitesi olduğunu biliyorsunuz.
Fotoğraf paylaşmak kadar yorum ve eleştiri paylaşımı da önemli.
Aldığınız ya da yaptığınız yorumların ve eleştirilerin fotoğrafa
yada fotoğraçıya katkısı olduğunu düşünüyor musunuz? Değilse
katkısı olması için önerileriniz neler olabilir? Sizce olması
gereken, idealinizdeki eleştiri veya yorumu aldınız ya da yaptınız
mı? Aldığınız veya yaptığınız eleştirilere örnek verir
misiniz?
Sanıyorum bu her insan için geçerlidir. Yaptığım işin beğenilmesi
benim gururumu okşuyor, kendimi güçlü hissetmeme neden oluyor.
Fakat abartılı hakedilmeyen cümlelerin olma olasılığını düşünmek
beni dehşete düşürüyor, üzülüyorum. Fotograflarımın altında
haketmediğim iltifatlar da var.
Bilirsiniz, Anadolu’da “dost acı söyler” diye bir deyiş var. Eksik
veya yanlış bulunan yanlarımın da söylenmesi beni daha disiplinli
kılar oysa. Hele ki eleştiri “düzgün” bir üslüpla kaleme alınmışsa
dönüp dönüp okuyorum. Haklılık payı verirsem kendi içimde,
cevabımda hak verdiğimi belirtiyorum. Kabul etmediğim durumlarda
uzun uzun sohbet ediyorum.
Böylesi mekanlarda, fotograf için en değerli hazine eleştiridir
benim için. Samimi iletişimde eleştirinin yerine koyacağımız başka
araç yok ki!..
“Eleştiri gurubu” adı altlnda bir guruba üye oldum. Orada fotograf
konusunda son derece samimi ve bilgili insanlar var. Forumlarında
da eleştirinin tanımını yapmaya; “gerçek” eleştiriyi üretmeye,
fotografa ve fotografcıya katkılar yapmaya çalışıyoruz.
Pohpohlanmaktan sıkılmış olanlar, popüler alkışların geçici
olduğunu düşünenler, gerçek eleştiri peşinde olanlar için biçilmiş
bir yer bence. http://www.fotokritik.com/gruplar/grup.php?id=1061
Yaptığım eleştirileri ve yorumları seçmek çok güç benim için.
Aldığım, aklıma gelen üç eleştiriyi sizlerle paylaşabilirim.
http://www.fotokritik.com/719471#e3829245
Bu fotografta Mehmet Oğuz’un eleştirisi. Şehre yeniden bakmaya,
yeni fotograflar üretmeye gebe bir yapısı var. Bir fotograf
sitesinin bana verebileceği bundan daha güzel bir hediye olamazdı
sanırım.
Sizce çıkartıldığı zaman FotoKritik’e artısı olacak bir bölüm
var mı? Yine aynı şekilde halen olmayan ama eklenmesiyle
FotoKritik’e olumlu anlamda katkısı olabilecek bir bölüm öneriniz
var mı?
FotoKritik’te bir siteden beklenenden çok fazla şey var artık.
Yazılımcının yerine kendimi koyarak düşünmenin beni fazlasıyla
yorduğunu farkettim.
Artık sistemin yapısı beni bütün olarak çok da ırgalamıyor
açıkcası. Çünkü mekan sahibinin popüler anlayışıyla çok ciddi bir
şekilde çatışıyoruz.
O, çok sayıda üye istiyor, ben ise içerik ve gerçek iletişim… “Puan
sistemi tümüyle kaldırılmalı, topluma sonradan giydirilmiş olan
sayısal üstünlük duygusu, kuvvet duygusu gibi son derece (özellikle
fotograf için) ilkel kavramların burada puanlamayla
özdeşleştirildiğini, fotografın da buna araç edildiğini” söylesem
patronun o an “hit düşer” reaksiyonu yaşayacağını biliyorum.
Bu sitede (bazıları şimdi pasif olsalar da); Sufyan, Harmonist,
Erdalkinaci gibi lebi derya adamlar var. Bunlar gibi fotografcılar
bir Avrupa ülkesi fotografcısı olsalar el üstünde tutulurlardı. Hem
daha iyi yaşarlardı hem de fotograf üretimi, fotografın
yaygınlaştırılması, öğretilmesi, gelişmesi, yaşanması, günlük
hayata müdahale etmesi anlamlarında ortamlar hazırlanırdı…
FotoKritik’e olumlu anlamda katkısı olabilecek bir öneriniz var
mı?
Soruya reel bir cevap vermek adına: yukarıda adlarını andığım ve
nitelikli fotografcıların fotografı evrensel boyuta taşımak üzere
burada editör olduklarını düşündüm bir an!
FotoKritik topraklarında çok değerli madenler var onu işleyecek
adamlar da var bence bu ortamın hazırlanması gerekiyor desem
sorunuza yeterli bir cevap vermiş olurum sanırım.
Eleştirilere verilen eksi puanların gizli tutulması buradaki
insanları ikiyüzlülüğe itiyor. Birçoklarını paronayak duygulara
sürüklüyor. Fotograf sitesinde fotograftan sonra kurulabilecek en
güçlü iletişim yazı dili. Bu dilin körelmesine neden oluyor.
Faydasından çok zararı var bence. Gizliliğin kaldırılması veya
“+”nın da “-“ nin de tümden kaldırılması fotografın ve iletişimin
hayrına olur diye düşünüyorum.
FotoKritik’te eskiden varolan, bugün olmayan özlediğiniz kişiler
var mı? Fotoğrafın ve FotoKritik’in üzerinizdeki pozitif / negatif
etkilerini anlatabilir misiniz?
Fotograflarıyla beni etkileyen insanlara başka siteler aracılığıyla
veya özellerinden ulaşabiliyorum. Fakat Salih Güler, Şafak Tortu,
Cahilus, Tuncay Bal, Aykan Özener, Kemal Elitaş gibi
fotografcıların çalışmalarını sık paylaşmaları kalitenin yüksek
seviyede tutulması anlamında buraya çok büyük destekler sağlar diye
düşünüyorum.
Bu aralar fotografcıların anılarını okuyorum. Fotograf insanı
oldukça narin oluyor. Fotograf gelişimi arttıkca sosyal ve
psikolojik duyarlılıkların artmasını beraberinde getiriyor.
Yukarıda aklıma ilk gelenlerin adlarını yazdım; çok değil birazcık
kendimi zorlasam liste 50’ye çıkar.
Onlar popüler volümün yüksek tutulmasından dolayı kendilerini geri
çektiler diye düşünüyorum.
Fotoğraf çekerken yaşadığınız, unutamadığınız komik ya da üzücü
bir olay var mı?
Makinaya film takmadan çok doğru ayarlar/kadrajlar çekimler yaptım
:)
Dijitalde asa ya alışana kadar çok rezillikler ettim. Çünkü filmli
makinede tek asa şansınız vardır. 100, 200, 400 gibi klasik
tercihlerim vardı benim. Filmi takar takmaz kontrol ederdim olur
biterdi asa işi.
Dijitalde genellikle akşam çekimlerinde filan 800 asa da kalıyor,
öylece atıyordum makineyi çantaya. Gündüz çekiminde “bu ışıkta 12
diyafram 100 perde verir” diyorum… Olmuyor 2500’leri çıkıyor perde!
“Bu makine ışık bilimine aykırı davranıyor” demişim bir seferinde
arkadaşlarımın diline düşmüştüm : ))
15-30 yaşımın arası sürekli motosikletim oldu. Gece yolculuklarında
motorcuları en muzdarip eden şeylerden birisi karşıdan gelen
araçların uzun far yakarak gelmeleridir. Motorsikletlerimizin
farları normal otomobillere göre çok zayıftı, uyarılarımız
başarısızlıkla sonuçlanırdı. Kask gözlük filan da kullanmadığımız
zamanlar çok olurdu. Göz sürat ve rüzgara maruz kalınca gözyaşı
üretiyor. Islak göze gelen ışık hemen hemen hiçbiryeri görmemesine
neden oluyor insanın. Ozaman çok sinir oluyorduk 15-20 yaşların
“deli”liğinde.
Yaşadığımız ışık taarruzuna cevap vermek amacıyla en büyük
flaşlarımızı şarj ederek rüzgarlıklarımızın cebine koyarak
hazırlandık. Motosikletin cılız ışığını kaale almayan uzun farlarla
gelen sürücüyü flaşla karşılayınca tam anlamıyla afallıyor...
Birkaç sefer denedik yoldan çıkma noktasına gelenler oluyordu. Çok
eğlenceliydi başta; babama anlattığımızda ise insan yaşamı ile
oynadığımızı; karşıdaki için de kendimiz için de ölümcül sonuçlara
neden olabileceğimizi anlatmasıyla vazgeçtik.
Geçen yazdı, Sevgili dostlarım Ufuk Akgün ve eşi Berna Akgün benim
yanıma Manavgat’a geldiler. Gelmezden önce Ufuk’a 17 40 lensi
yanında getirmesini bazı testler yapmak istediğimi
tembihlemiştim.
Murtiçi deresinde ayağım kaydı; body’mle Ufuk’un lensini adeta
kazandan maşrapayla su alır gibi sokup çıkardım. Parasoleyden sular
şorlayarak akıyordu. Ufuk’la Berna sahnelediğim duruma katıla
katıla gülüyorlardı. Neyseki hızlı ve akılcı davranarak ekipmanları
kurtardık. :))
Fotoğrafı nasıl tanımlarsınız? "Fotoğraf" ve fotoğraf çekmek
sizin için ne anlam ifade ediyor? Kendinize ait bir çizginiz
oldugunu dusunuyor musunuz? Yeni çalışmalarınızda üzerinde
duracağınız konular nelerdir?
Duygusuz dört noktadan oluşmuş bir plakaya aptal pikselleri
kaydederek belge oluşturuyorsunuz anlatım aracı haline
dönüştürüyorsunuz. Haber vermeye, ihbar etmeye aday oluyor; öykü
oluyor, müzik oluyor, şiir oluyor.
Müzik dışında hemen hemen her sanat eylemliği ilgili ulusun yerel
diliyle yapılıyor. Fakat görsel sanatların ulusu yok. Fotografın
işlevsel zenginliğini de kafamızda listelediğimizde, sanırım görsel
sanatlar listesinin en başına koyabiliriz. Kuşkusuz diğer sanat
dalları da insanlık için çok değerli fakat fotografı tam anlamıyla
ikame edecek başka bir araç göremiyorum. Bu öyle bir zenginlik ki
hiç tanımadığınız; dünyanın dört bir yanında yaşayan farklı
kültürlerdeki insanlara onların dilinde ve kültürlerinde bir
metinmiş gibi ortak paydada ulaşabiliyorsunuz.
Veya tam tersine fotograf öyle bir araç ki ürettiğiniz imge sizin
kendi kültürünüzdeki insanları bile kontrolden çıkaran anlamlara
dönüşebiliyor. Bu durum sizi dahi dehşete düşürebiliyor.
Yazı yazmak ve okumak bireyci yanımı da toplumcu yanımı da sürekli
besliyor gibi geliyor bana, ta çocukluğumdan beri. Fotografla
tanıştıktan sonra bu sonsuz ve sınırsız anlatım mirasının ortağı
olma isteğim kışkırdı... Bu istek gün be gün büyüyor.
Fotograflarımda anlattıklarım geleceğe bırakabileceğim en üst düzey
anlatılarım olacak bana göre. O kadar çok önemsiyorum.
Kendime ait çizgim olduğu konusunda sözler duyuyorum
fotograflarımın altında. Fotograf üretirken kendime özgü
davranışlarım olmalı ki samimiyet ve tercihlerine güvendiğim
insanlar da bunu söylüyorlar. Bu sözlerin samimiyetine inansam da
kuşkuyu elden bırakma niyetinde değilim. Çünkü tarz oluşturma
hadisesini birkaç sınırlı kriterle açıklamanın bizi/fotografı
yanılgıya düşüreceğine, durağan bir mecraya sürükleyeceğine
inanıyorum.
“Tarz” aslında başlı başına bir forum konusu. Kriterlerin
listelenmesi dahi uzun uzadıya ve çoklu katılımlarla
başedilebilecek işler bence.
Fotografa; günlük yaşam telaşelerinden arttırdığı kaçamaklarla
katılan bir fotograf amatörüyüm ben. Oysa fotografta tarzdan
sözetmek için onu yaşam biçimi olarak görmek lazım. “Olmazsa/olmaz”
listesinin en başına “yaşam biçimi”ni koymak lazım.
Buraya portfolyoma uyumlu fotograflar göndermeye dikkat ettim
birazcık. Onlar elimde bolca olan “manzara” fotograflarımdan
bazıları. Hemen hepsi benim bireysel seslenişlerimi; iç
çekişlerimi, sevinçlerimi, hüzünlerimi, bağırtılarımı,
şaşkınlıklarımı vs. anlarımı tesbit etmeye çalıştığım şeyler.
“Antalya” deyince, “Side” deyince insanların büyük çoğunluğu;
tatili, denizi, dinlenmeyi, üstsüz çıtır kızları, genç yakışıklı ve
kaslı erkekleri akıllarına getiriyorlar hemencecik. Bu duruma sinir
oluyorum.
Türkiye dünya sıralamasında kişi başına düşen milli hasıla baz
alınarak zengin bir ülke olarak anılıyor. Oysa gelir dağılımındaki
eşitsizlik görebilenlerin/anlayabilenlerin yüreklerini
parçalıyor.
Antalya Torosları’daki köylerin bir çoğu doğu köyleri ile aynı
tarihlerde elektiriğe kavuşabildi. Halen karasaban kullanan
çiftçilere rastlayabiliriz.
Fotograf konusundaki şu an için en büyük işim Toros Köyleri’ni
fotograflayıp onların yaşam tarzlarını; sevinçlerini, hüzünlerini;
işte, yemekte, düğünde, cenazede vs. heryerde; fotografik bir
portfolyoyla dünya insanının önüne koymaya çalışmak diye ifade
edebilirim.
Fotoğrafla ilgili olarak aldığınız eğitimler var mı? Kendinizi
nasıl geliştirdiniz? Katıldığınız sergiler, aldığınız ödüller varsa
bunları paylaşır mısınız?
Fotograf konusunda bir bütün olarak önünüze koyabileceğim bir
eğitim almadım. ‘80’lerde ortaöğretim yıllarımda; yaz tatillerinde
kasaba çaplı bir ilçede düğün ve vesikalık fotografları üreten
dükkana çıraklık ettim. İşlemler mi çok sınırlıydı o zamanlar yoksa
öğreten adamlar mı çok yetenekliydi bilemiyorum. Fakat çekimden
film yıkamaya, rötuştan baskıya kadar tüm süreçleri kavramıştım.
Bir çoğuna emeğimle katılabiliyordum.
Ben hayatımın en büyük eğitimini Köy Enstitüsü mezunu babacığımdan
aldım. Çamurdan hemen hemen hertürlü oyuncağı yapabiliyorsunuz. Çam
kabuklarını oymak suretiyle traktör, taksi, tekne, gemi, uçak,
isterseniz büyük iş makinası hatta inat ederseniz çok lokomotifli
tren dahi yapabiliyorsunuz.
Gökyüzünün sürekli değiştiğini, hergün başka birgün olduğunu
öğretti. Haklı olduğunu; gökyüzünün çok zengin değişimleriyle
farkettim.
2 mm telefon teli örneğin… Direksiyonlu; mahallenin tüm çocuklarına
ilham verecek “koşturma arabası”na dönüşebiliyor. Pense, çekiç ve
keski lazım sadece. Bir de babam gibi bilgili bir arkadaş!
Uçurtma yarışlarında kazandığım birinciliklerde kimlerin ve nelerin
payı olduğunu tarif etmekte zorlanıyorum şu an.
Erdal Kınacı fotograflarını izlerken örneğin saygım ve hayranlığım
sadece sahsına olmuyor. Onu çevreleyen aile ortamı, arkadaşları,
öğretmenleri… Tümüne minnet borçlu olduğumu hissediyorum o an…
Fotograflarımı yarışmalara sokacak nitelikte bulmuyorum. O nedenle
hiçbir yarışmaya katılmadım.
Sosyal kaygılar içeren karma sergiler oluyor fotograflarımı
istediklerinde hiç çekinmeden gönderiyorum. “İlk satılanlar”in
içerisine giriyor. Üzerine olumlu sözler duyuyorum.
İlgilendiğiniz, amatör veya profesyonel olarak dahil olduğunuz
diğer sanat dalları hangileridir?
Karakalem çalıştım bir ara fakat fotograf daha baskın çıkıyor…
Elsanatlarına yatkın bir yapım var. Cezaevine düşersem boncuk,
denizkabuğu ve kibritten yapılan işler çıkarabilirim sanırım.
FotoKritik’ta yapılan değişiklikler hakkında ne düşünüyorsunuz?
Olumsuz bulduğunuz yanları var mı sizce? Varsa konuyla ilgili
önerileriniz neler olabilir?
Forum bölümünün fotoğrafa/fotoğrafçıya katkısı olduğuna inanıyor
musunuz; daha etkili yapılandırılabilir mi?
Guruplar görmek istemediğimiz kavgaların önüne geçti; site
yönetiminin de işinin azalmasına neden oldu kuşkusuz.
Fakat fotograf öğreniminde ve paylaşımında bu tarz izolasyonlara
çok sıcak bakamıyorum. Diyalektik önümüze çatışmaları da seriyor.
Bunu dizginlemeye çalışmayı hayatı nötralize etmeye benzetiyorum.
Hayat varsa çatışma da olacaktır. Ancak, kavganın biçimine dair
zorlama yapılabilmeli.
Özellikle; şehircilik, hemşericilik, tertipcilik tarzı gurupları
fotograf için ilkel buluyorum. Fotografı bir yerel kültürle
yorumlamaya çalışmak ona yapılabilecek en büyük hakaret bence.
Site üst yönetimi içerisinde fotografı evrensel formatta
yorumlayabilecek insanlar olmalı. Ve bu tarz; fotografa yakışmayan
eylemlere son verilebilmeli bence.
Fotoğraflarından ve / veya tarzından etkilendiginiz
fotoğrafçılar kimlerdir? Neden? http://www.fotokritik.com/kullanici/erdalkinaci
Erdal Kınacı: Lafı hiç dolaştırmadan insana getiriyor konuyu.
Slogan dili üzerine kurulu fotograflarını daha çok seviyorum ben.
“Engelsiz Yaşam” çalışmaları fotograf ve insan adına yapılabilecek
en şık hareketti bana göre.
http://www.fotokritik.com/kullanici/ToRtU
Şafak Tortu: Bu fotografcıyı tek kelimede anlatmak zorunda
bırakılsaydım hiç düşünmeden “naif” kelimesini seçmek isterdim.
Fotograflarından ve okumalarından çok şey öğreniyorum.
http://www.fotokritik.com/kullanici/?id=6944
Ümran Davran: Eline aldığı konuyu enine boyuna işlemeden bırakmayan
bir fotografcı. Fotografa geç katılmış olması onu daha kararlı ve
mütevazi yapıyor sanırım. Sabır, kararlılık gibi kelimeler geçiyor
O’nu düşünürken aklımdan. Özellikle bu anlamlarda bana çok iyi
örnek oluyor.
http://www.fotokritik.com/kullanici/?id=1891
Tuncay Bal: Tek fotografta birden fazla özelliği içinde barındıran
fotografcı ismi sorsalar ilk aklıma gelecek isimlerdendir sanırım.
Hemen her fotografında çoklu ustalıkları kolayca görebiliyoruz.
Özellikle bu soruyu FotoKritik kaynaklarından cevaplamak istedim.
Aslında böyle kısa tanımlamalar yapmak belki de doğru değil. Sürç-i
lisan oldu ise bağışlansın lütfen.
En çok etkilendiğiniz fotoğraf (ya da fotoğraflar) hangileri?
Üzerinde konuşabilir miyiz?
Favori fotograflarımı muhakkak özenle fakat hiçbir planlama
yapmadan seçiyorum. Kaçırdığım fotograf olması olasılığı da çok
yüksek.
En beğendiğiniz/sevdiğiniz, sizce en değerli fotoğrafınız
hangisi; neden? http://www.fotokritik.com/196231
“Gitme” adlı fotografımı çok seviyorum. Fotograf için tanımlanan
ortak “doğru”ları barındırdığını ve buna rağmen diğer fotografların
içerisinde özgün bir kimliğe sahip olduğunu düşünüyorum. Her
fotografımın anlatım olarak bu denli “güçlü” olabilmesini
isterim.
Üye olduğunuz başka siteler var mı? FotoKritik’i bu sitelerden
ayıran unsurları kısaca açıklar mısınız?
Gördüğüm her fotograf sitesine üye oluyorum. Photo.net deki
fotograf kalitesini çok beğeniyorum. Orada da sürekli takip ettiğim
fotografcılar var.
FotoKritik’in en cazip yanı Türkçe yazıp çiziyor olmak sanırım.
Kısaca Türkiyedeki fotograf siteleri ile kıyaslamak gerekirse
FotoKritik ilk olmanın avantajlarını kullanıyor ve ta baştan beri
koruduğu “kullanıcı dostu“ olması... Ayrıca kesinlikle, profesyonel
bir ekibin yeniliklere açık bir tarzda ardalanda sürekli
çalıştığını gözlemleyebiliyorsunuz.
“Favori sitem FotoKritik” demeliyim.
Fotoğrafla ilgili olarak takip ettiğiniz yayınlar,
önerebileceğiniz kitaplar nelerdir?
Görme Biçimleri, John BERGER
Fotoğrafçı Olmak Üzerine, David HURN
Fotoğraf Notları, Jale ERZEN http://www.fotoritim.com/ http://www.fotografya.gen.tr/
+FotoKritik forumları
Tek bir kitap, tek bir müzik grubu/sanatçısı, tek bir şiir, tek
bir şarkı ismi vermenizi istesek bunlar neler olurdu?
Kitap: Taranta-Babu’ya Mektuplar, Nazım Hikmet Ran
Gurup: Kardeş Türküler
Şiir: Özlemedim Seni, Ahmet Telli
Şarkı: ODE, David Darling/ Cycles
Profil Sayfası:
http://www.fotokritik.com/kullanici/KemalGul
Cevap vermek isterseniz;
Yaşınız: 40
Mesleğiniz veya yaptığınız iş: Matbaa&Reklam
Memleketiniz: Antalya
İkamet ettiğiniz yer: Manavgat
FotoKritik’e nasıl ve neden üye oldunuz? Sizin için ne ifade ediyor; olmasa hayatınız ne şekilde değişir?
Internette fotografla ilgili mekanlarda sörf yaparken rastladım FotoKritik’e ve gayri ihtiyari üye oluverdim; bu denli bağlanacağımdan habersiz…
Burası zaman zaman gerçekten fotograf paylaşılan, zaman zaman da yaşadığımız toplumun her türlü dinamiklerinin sergilendiği bir mekan.
FotoKritik sayesinde çok güçlü dostluklar edindim. Fotograf motivasyonumun artmasında çok fazla etkisi olduğunu belirtmeliyim.
Türkiye’deki fotograf yaşamını bu denli yakından takip edemezdim FotoKritik olmasaydı. Bunlar benim için az şeyler değil.
Zamanınızın ne kadarını FotoKritik’e ayırıyorsunuz? FotoKritik’te en çok zaman geçirdiğiniz bölümleri sıralarsak ilk üç nerelerdir, bu sıralama sizce doğru sıralama mı?
Burasının zamanımın ne kadarını aldığını tespit edebilmem oldukça güç. İşyerimde ve evimde sürekli bilgisayarım açık oluyor ve başka işlerle uğraşıyor olsam dahi maille uyarılıp; işi gücü bırakıp sitenin içine daldığım oluyor. Netin olduğu her yerde aklıma geliyor site. Bazı zamanlar sessiz dursam dahi hergün neler oluyor bakıyorum. Günlük ortalamam 2 saati bulur sanırım.
Zamanımın en büyük bölümünü forumlarda geçirdiğimi söylemeliyim. Sonra fotograf izleme… Burada fotograf izlemek oldukça güç. Çünkü çok fazla fotograf yükleniyor ve “çöp fotograf”ı seçecek bir yapı da olmadığı için bolca gezinmek gerekiyor. Üçüncü sıraya yorumları okumak yerleşir sanıyorum. Favori yorumcularım var kafamda not edili. Onları okumaktan büyük haz alıyorum. Aynı zamanda yeni şeyler öğreniyorum.
Sıralamanın doğru olup olmadığı konusunda eleştirilmem mümkün. Forumlara daha az zaman harcayıp öğrendiklerimi fotograf altlarında dillendirmem mümkün.
FotoKritik’in bir paylaşım sitesi olduğunu biliyorsunuz. Fotoğraf paylaşmak kadar yorum ve eleştiri paylaşımı da önemli. Aldığınız ya da yaptığınız yorumların ve eleştirilerin fotoğrafa yada fotoğraçıya katkısı olduğunu düşünüyor musunuz? Değilse katkısı olması için önerileriniz neler olabilir? Sizce olması gereken, idealinizdeki eleştiri veya yorumu aldınız ya da yaptınız mı? Aldığınız veya yaptığınız eleştirilere örnek verir misiniz?
Sanıyorum bu her insan için geçerlidir. Yaptığım işin beğenilmesi benim gururumu okşuyor, kendimi güçlü hissetmeme neden oluyor. Fakat abartılı hakedilmeyen cümlelerin olma olasılığını düşünmek beni dehşete düşürüyor, üzülüyorum. Fotograflarımın altında haketmediğim iltifatlar da var.
Bilirsiniz, Anadolu’da “dost acı söyler” diye bir deyiş var. Eksik veya yanlış bulunan yanlarımın da söylenmesi beni daha disiplinli kılar oysa. Hele ki eleştiri “düzgün” bir üslüpla kaleme alınmışsa dönüp dönüp okuyorum. Haklılık payı verirsem kendi içimde, cevabımda hak verdiğimi belirtiyorum. Kabul etmediğim durumlarda uzun uzun sohbet ediyorum.
Böylesi mekanlarda, fotograf için en değerli hazine eleştiridir benim için. Samimi iletişimde eleştirinin yerine koyacağımız başka araç yok ki!..
“Eleştiri gurubu” adı altlnda bir guruba üye oldum. Orada fotograf konusunda son derece samimi ve bilgili insanlar var. Forumlarında da eleştirinin tanımını yapmaya; “gerçek” eleştiriyi üretmeye, fotografa ve fotografcıya katkılar yapmaya çalışıyoruz. Pohpohlanmaktan sıkılmış olanlar, popüler alkışların geçici olduğunu düşünenler, gerçek eleştiri peşinde olanlar için biçilmiş bir yer bence.
http://www.fotokritik.com/gruplar/grup.php?id=1061
Yaptığım eleştirileri ve yorumları seçmek çok güç benim için. Aldığım, aklıma gelen üç eleştiriyi sizlerle paylaşabilirim.
http://www.fotokritik.com/201867#e846262
Bu fotografta Erdal Kınacı’nın eleştirisi yeniden düzenlememe neden oldu. Yeni halini daha çok seviyorum artık.
http://www.fotokritik.com/719471#e3829245
Bu fotografta Mehmet Oğuz’un eleştirisi. Şehre yeniden bakmaya, yeni fotograflar üretmeye gebe bir yapısı var. Bir fotograf sitesinin bana verebileceği bundan daha güzel bir hediye olamazdı sanırım.
http://www.fotokritik.com/1089278#e5891981
Bu fotografta Ümran Davran’ın öykü tadında yorumu.
Dönüp dönüp okumak isteyeceğim beni mutlu eden bir yazı…
Sizce çıkartıldığı zaman FotoKritik’e artısı olacak bir bölüm var mı? Yine aynı şekilde halen olmayan ama eklenmesiyle FotoKritik’e olumlu anlamda katkısı olabilecek bir bölüm öneriniz var mı?
FotoKritik’te bir siteden beklenenden çok fazla şey var artık. Yazılımcının yerine kendimi koyarak düşünmenin beni fazlasıyla yorduğunu farkettim.
Artık sistemin yapısı beni bütün olarak çok da ırgalamıyor açıkcası. Çünkü mekan sahibinin popüler anlayışıyla çok ciddi bir şekilde çatışıyoruz.
O, çok sayıda üye istiyor, ben ise içerik ve gerçek iletişim… “Puan sistemi tümüyle kaldırılmalı, topluma sonradan giydirilmiş olan sayısal üstünlük duygusu, kuvvet duygusu gibi son derece (özellikle fotograf için) ilkel kavramların burada puanlamayla özdeşleştirildiğini, fotografın da buna araç edildiğini” söylesem patronun o an “hit düşer” reaksiyonu yaşayacağını biliyorum.
Bu sitede (bazıları şimdi pasif olsalar da); Sufyan, Harmonist, Erdalkinaci gibi lebi derya adamlar var. Bunlar gibi fotografcılar bir Avrupa ülkesi fotografcısı olsalar el üstünde tutulurlardı. Hem daha iyi yaşarlardı hem de fotograf üretimi, fotografın yaygınlaştırılması, öğretilmesi, gelişmesi, yaşanması, günlük hayata müdahale etmesi anlamlarında ortamlar hazırlanırdı…
FotoKritik’e olumlu anlamda katkısı olabilecek bir öneriniz var mı?
Soruya reel bir cevap vermek adına: yukarıda adlarını andığım ve nitelikli fotografcıların fotografı evrensel boyuta taşımak üzere burada editör olduklarını düşündüm bir an!
FotoKritik topraklarında çok değerli madenler var onu işleyecek adamlar da var bence bu ortamın hazırlanması gerekiyor desem sorunuza yeterli bir cevap vermiş olurum sanırım.
Eleştirilere verilen eksi puanların gizli tutulması buradaki insanları ikiyüzlülüğe itiyor. Birçoklarını paronayak duygulara sürüklüyor. Fotograf sitesinde fotograftan sonra kurulabilecek en güçlü iletişim yazı dili. Bu dilin körelmesine neden oluyor. Faydasından çok zararı var bence. Gizliliğin kaldırılması veya “+”nın da “-“ nin de tümden kaldırılması fotografın ve iletişimin hayrına olur diye düşünüyorum.
FotoKritik’te eskiden varolan, bugün olmayan özlediğiniz kişiler var mı? Fotoğrafın ve FotoKritik’in üzerinizdeki pozitif / negatif etkilerini anlatabilir misiniz?
Fotograflarıyla beni etkileyen insanlara başka siteler aracılığıyla veya özellerinden ulaşabiliyorum. Fakat Salih Güler, Şafak Tortu, Cahilus, Tuncay Bal, Aykan Özener, Kemal Elitaş gibi fotografcıların çalışmalarını sık paylaşmaları kalitenin yüksek seviyede tutulması anlamında buraya çok büyük destekler sağlar diye düşünüyorum.
Bu aralar fotografcıların anılarını okuyorum. Fotograf insanı oldukça narin oluyor. Fotograf gelişimi arttıkca sosyal ve psikolojik duyarlılıkların artmasını beraberinde getiriyor. Yukarıda aklıma ilk gelenlerin adlarını yazdım; çok değil birazcık kendimi zorlasam liste 50’ye çıkar.
Onlar popüler volümün yüksek tutulmasından dolayı kendilerini geri çektiler diye düşünüyorum.
Fotoğraf çekerken yaşadığınız, unutamadığınız komik ya da üzücü bir olay var mı?
Makinaya film takmadan çok doğru ayarlar/kadrajlar çekimler yaptım :)
Dijitalde asa ya alışana kadar çok rezillikler ettim. Çünkü filmli makinede tek asa şansınız vardır. 100, 200, 400 gibi klasik tercihlerim vardı benim. Filmi takar takmaz kontrol ederdim olur biterdi asa işi.
Dijitalde genellikle akşam çekimlerinde filan 800 asa da kalıyor, öylece atıyordum makineyi çantaya. Gündüz çekiminde “bu ışıkta 12 diyafram 100 perde verir” diyorum… Olmuyor 2500’leri çıkıyor perde! “Bu makine ışık bilimine aykırı davranıyor” demişim bir seferinde arkadaşlarımın diline düşmüştüm : ))
15-30 yaşımın arası sürekli motosikletim oldu. Gece yolculuklarında motorcuları en muzdarip eden şeylerden birisi karşıdan gelen araçların uzun far yakarak gelmeleridir. Motorsikletlerimizin farları normal otomobillere göre çok zayıftı, uyarılarımız başarısızlıkla sonuçlanırdı. Kask gözlük filan da kullanmadığımız zamanlar çok olurdu. Göz sürat ve rüzgara maruz kalınca gözyaşı üretiyor. Islak göze gelen ışık hemen hemen hiçbiryeri görmemesine neden oluyor insanın. Ozaman çok sinir oluyorduk 15-20 yaşların “deli”liğinde.
Yaşadığımız ışık taarruzuna cevap vermek amacıyla en büyük flaşlarımızı şarj ederek rüzgarlıklarımızın cebine koyarak hazırlandık. Motosikletin cılız ışığını kaale almayan uzun farlarla gelen sürücüyü flaşla karşılayınca tam anlamıyla afallıyor... Birkaç sefer denedik yoldan çıkma noktasına gelenler oluyordu. Çok eğlenceliydi başta; babama anlattığımızda ise insan yaşamı ile oynadığımızı; karşıdaki için de kendimiz için de ölümcül sonuçlara neden olabileceğimizi anlatmasıyla vazgeçtik.
Geçen yazdı, Sevgili dostlarım Ufuk Akgün ve eşi Berna Akgün benim yanıma Manavgat’a geldiler. Gelmezden önce Ufuk’a 17 40 lensi yanında getirmesini bazı testler yapmak istediğimi tembihlemiştim.
Murtiçi deresinde ayağım kaydı; body’mle Ufuk’un lensini adeta kazandan maşrapayla su alır gibi sokup çıkardım. Parasoleyden sular şorlayarak akıyordu. Ufuk’la Berna sahnelediğim duruma katıla katıla gülüyorlardı. Neyseki hızlı ve akılcı davranarak ekipmanları kurtardık. :))
Fotoğrafı nasıl tanımlarsınız? "Fotoğraf" ve fotoğraf çekmek sizin için ne anlam ifade ediyor? Kendinize ait bir çizginiz oldugunu dusunuyor musunuz? Yeni çalışmalarınızda üzerinde duracağınız konular nelerdir?
Duygusuz dört noktadan oluşmuş bir plakaya aptal pikselleri kaydederek belge oluşturuyorsunuz anlatım aracı haline dönüştürüyorsunuz. Haber vermeye, ihbar etmeye aday oluyor; öykü oluyor, müzik oluyor, şiir oluyor.
Müzik dışında hemen hemen her sanat eylemliği ilgili ulusun yerel diliyle yapılıyor. Fakat görsel sanatların ulusu yok. Fotografın işlevsel zenginliğini de kafamızda listelediğimizde, sanırım görsel sanatlar listesinin en başına koyabiliriz. Kuşkusuz diğer sanat dalları da insanlık için çok değerli fakat fotografı tam anlamıyla ikame edecek başka bir araç göremiyorum. Bu öyle bir zenginlik ki hiç tanımadığınız; dünyanın dört bir yanında yaşayan farklı kültürlerdeki insanlara onların dilinde ve kültürlerinde bir metinmiş gibi ortak paydada ulaşabiliyorsunuz.
Veya tam tersine fotograf öyle bir araç ki ürettiğiniz imge sizin kendi kültürünüzdeki insanları bile kontrolden çıkaran anlamlara dönüşebiliyor. Bu durum sizi dahi dehşete düşürebiliyor.
Yazı yazmak ve okumak bireyci yanımı da toplumcu yanımı da sürekli besliyor gibi geliyor bana, ta çocukluğumdan beri. Fotografla tanıştıktan sonra bu sonsuz ve sınırsız anlatım mirasının ortağı olma isteğim kışkırdı... Bu istek gün be gün büyüyor. Fotograflarımda anlattıklarım geleceğe bırakabileceğim en üst düzey anlatılarım olacak bana göre. O kadar çok önemsiyorum.
Kendime ait çizgim olduğu konusunda sözler duyuyorum fotograflarımın altında. Fotograf üretirken kendime özgü davranışlarım olmalı ki samimiyet ve tercihlerine güvendiğim insanlar da bunu söylüyorlar. Bu sözlerin samimiyetine inansam da kuşkuyu elden bırakma niyetinde değilim. Çünkü tarz oluşturma hadisesini birkaç sınırlı kriterle açıklamanın bizi/fotografı yanılgıya düşüreceğine, durağan bir mecraya sürükleyeceğine inanıyorum.
“Tarz” aslında başlı başına bir forum konusu. Kriterlerin listelenmesi dahi uzun uzadıya ve çoklu katılımlarla başedilebilecek işler bence.
Fotografa; günlük yaşam telaşelerinden arttırdığı kaçamaklarla katılan bir fotograf amatörüyüm ben. Oysa fotografta tarzdan sözetmek için onu yaşam biçimi olarak görmek lazım. “Olmazsa/olmaz” listesinin en başına “yaşam biçimi”ni koymak lazım.
Buraya portfolyoma uyumlu fotograflar göndermeye dikkat ettim birazcık. Onlar elimde bolca olan “manzara” fotograflarımdan bazıları. Hemen hepsi benim bireysel seslenişlerimi; iç çekişlerimi, sevinçlerimi, hüzünlerimi, bağırtılarımı, şaşkınlıklarımı vs. anlarımı tesbit etmeye çalıştığım şeyler.
“Antalya” deyince, “Side” deyince insanların büyük çoğunluğu; tatili, denizi, dinlenmeyi, üstsüz çıtır kızları, genç yakışıklı ve kaslı erkekleri akıllarına getiriyorlar hemencecik. Bu duruma sinir oluyorum.
Türkiye dünya sıralamasında kişi başına düşen milli hasıla baz alınarak zengin bir ülke olarak anılıyor. Oysa gelir dağılımındaki eşitsizlik görebilenlerin/anlayabilenlerin yüreklerini parçalıyor.
Antalya Torosları’daki köylerin bir çoğu doğu köyleri ile aynı tarihlerde elektiriğe kavuşabildi. Halen karasaban kullanan çiftçilere rastlayabiliriz.
Fotograf konusundaki şu an için en büyük işim Toros Köyleri’ni fotograflayıp onların yaşam tarzlarını; sevinçlerini, hüzünlerini; işte, yemekte, düğünde, cenazede vs. heryerde; fotografik bir portfolyoyla dünya insanının önüne koymaya çalışmak diye ifade edebilirim.
Fotoğrafla ilgili olarak aldığınız eğitimler var mı? Kendinizi nasıl geliştirdiniz? Katıldığınız sergiler, aldığınız ödüller varsa bunları paylaşır mısınız?
Fotograf konusunda bir bütün olarak önünüze koyabileceğim bir eğitim almadım. ‘80’lerde ortaöğretim yıllarımda; yaz tatillerinde kasaba çaplı bir ilçede düğün ve vesikalık fotografları üreten dükkana çıraklık ettim. İşlemler mi çok sınırlıydı o zamanlar yoksa öğreten adamlar mı çok yetenekliydi bilemiyorum. Fakat çekimden film yıkamaya, rötuştan baskıya kadar tüm süreçleri kavramıştım. Bir çoğuna emeğimle katılabiliyordum.
Ben hayatımın en büyük eğitimini Köy Enstitüsü mezunu babacığımdan aldım. Çamurdan hemen hemen hertürlü oyuncağı yapabiliyorsunuz. Çam kabuklarını oymak suretiyle traktör, taksi, tekne, gemi, uçak, isterseniz büyük iş makinası hatta inat ederseniz çok lokomotifli tren dahi yapabiliyorsunuz.
Gökyüzünün sürekli değiştiğini, hergün başka birgün olduğunu öğretti. Haklı olduğunu; gökyüzünün çok zengin değişimleriyle farkettim.
2 mm telefon teli örneğin… Direksiyonlu; mahallenin tüm çocuklarına ilham verecek “koşturma arabası”na dönüşebiliyor. Pense, çekiç ve keski lazım sadece. Bir de babam gibi bilgili bir arkadaş!
Uçurtma yarışlarında kazandığım birinciliklerde kimlerin ve nelerin payı olduğunu tarif etmekte zorlanıyorum şu an.
Erdal Kınacı fotograflarını izlerken örneğin saygım ve hayranlığım sadece sahsına olmuyor. Onu çevreleyen aile ortamı, arkadaşları, öğretmenleri… Tümüne minnet borçlu olduğumu hissediyorum o an…
Fotograflarımı yarışmalara sokacak nitelikte bulmuyorum. O nedenle hiçbir yarışmaya katılmadım.
Sosyal kaygılar içeren karma sergiler oluyor fotograflarımı istediklerinde hiç çekinmeden gönderiyorum. “İlk satılanlar”in içerisine giriyor. Üzerine olumlu sözler duyuyorum.
İlgilendiğiniz, amatör veya profesyonel olarak dahil olduğunuz diğer sanat dalları hangileridir?
Karakalem çalıştım bir ara fakat fotograf daha baskın çıkıyor…
Elsanatlarına yatkın bir yapım var. Cezaevine düşersem boncuk, denizkabuğu ve kibritten yapılan işler çıkarabilirim sanırım.
FotoKritik’ta yapılan değişiklikler hakkında ne düşünüyorsunuz? Olumsuz bulduğunuz yanları var mı sizce? Varsa konuyla ilgili önerileriniz neler olabilir?
Forum bölümünün fotoğrafa/fotoğrafçıya katkısı olduğuna inanıyor musunuz; daha etkili yapılandırılabilir mi?
Guruplar görmek istemediğimiz kavgaların önüne geçti; site yönetiminin de işinin azalmasına neden oldu kuşkusuz.
Fakat fotograf öğreniminde ve paylaşımında bu tarz izolasyonlara çok sıcak bakamıyorum. Diyalektik önümüze çatışmaları da seriyor. Bunu dizginlemeye çalışmayı hayatı nötralize etmeye benzetiyorum. Hayat varsa çatışma da olacaktır. Ancak, kavganın biçimine dair zorlama yapılabilmeli.
Özellikle; şehircilik, hemşericilik, tertipcilik tarzı gurupları fotograf için ilkel buluyorum. Fotografı bir yerel kültürle yorumlamaya çalışmak ona yapılabilecek en büyük hakaret bence.
Site üst yönetimi içerisinde fotografı evrensel formatta yorumlayabilecek insanlar olmalı. Ve bu tarz; fotografa yakışmayan eylemlere son verilebilmeli bence.
Fotoğraflarından ve / veya tarzından etkilendiginiz fotoğrafçılar kimlerdir? Neden?
http://www.fotokritik.com/kullanici/erdalkinaci
Erdal Kınacı: Lafı hiç dolaştırmadan insana getiriyor konuyu. Slogan dili üzerine kurulu fotograflarını daha çok seviyorum ben. “Engelsiz Yaşam” çalışmaları fotograf ve insan adına yapılabilecek en şık hareketti bana göre.
http://www.fotokritik.com/kullanici/ToRtU
Şafak Tortu: Bu fotografcıyı tek kelimede anlatmak zorunda bırakılsaydım hiç düşünmeden “naif” kelimesini seçmek isterdim. Fotograflarından ve okumalarından çok şey öğreniyorum.
http://www.fotokritik.com/kullanici/?id=6944
Ümran Davran: Eline aldığı konuyu enine boyuna işlemeden bırakmayan bir fotografcı. Fotografa geç katılmış olması onu daha kararlı ve mütevazi yapıyor sanırım. Sabır, kararlılık gibi kelimeler geçiyor O’nu düşünürken aklımdan. Özellikle bu anlamlarda bana çok iyi örnek oluyor.
http://www.fotokritik.com/kullanici/?id=1891
Tuncay Bal: Tek fotografta birden fazla özelliği içinde barındıran fotografcı ismi sorsalar ilk aklıma gelecek isimlerdendir sanırım. Hemen her fotografında çoklu ustalıkları kolayca görebiliyoruz.
Özellikle bu soruyu FotoKritik kaynaklarından cevaplamak istedim. Aslında böyle kısa tanımlamalar yapmak belki de doğru değil. Sürç-i lisan oldu ise bağışlansın lütfen.
En çok etkilendiğiniz fotoğraf (ya da fotoğraflar) hangileri? Üzerinde konuşabilir miyiz?
Favori fotograflarımı muhakkak özenle fakat hiçbir planlama yapmadan seçiyorum. Kaçırdığım fotograf olması olasılığı da çok yüksek.
Fakat/sanıyorum sorunuza bir nebze de olsa ışık orası tutabilir.
http://www.fotokritik.com/kullanici/favori_fotograflari.php?id=6990
Çünkü herbir fotografı yorumlamak ve tümünden ortak bir metin çıkarmak bu sayfanın imkanını da niyetini de aşar diye düşünüyorum.
En beğendiğiniz/sevdiğiniz, sizce en değerli fotoğrafınız hangisi; neden?
http://www.fotokritik.com/196231
“Gitme” adlı fotografımı çok seviyorum. Fotograf için tanımlanan ortak “doğru”ları barındırdığını ve buna rağmen diğer fotografların içerisinde özgün bir kimliğe sahip olduğunu düşünüyorum. Her fotografımın anlatım olarak bu denli “güçlü” olabilmesini isterim.
Üye olduğunuz başka siteler var mı? FotoKritik’i bu sitelerden ayıran unsurları kısaca açıklar mısınız?
Gördüğüm her fotograf sitesine üye oluyorum. Photo.net deki fotograf kalitesini çok beğeniyorum. Orada da sürekli takip ettiğim fotografcılar var.
FotoKritik’in en cazip yanı Türkçe yazıp çiziyor olmak sanırım.
Kısaca Türkiyedeki fotograf siteleri ile kıyaslamak gerekirse FotoKritik ilk olmanın avantajlarını kullanıyor ve ta baştan beri koruduğu “kullanıcı dostu“ olması... Ayrıca kesinlikle, profesyonel bir ekibin yeniliklere açık bir tarzda ardalanda sürekli çalıştığını gözlemleyebiliyorsunuz.
“Favori sitem FotoKritik” demeliyim.
Fotoğrafla ilgili olarak takip ettiğiniz yayınlar, önerebileceğiniz kitaplar nelerdir?
Görme Biçimleri, John BERGER
Fotoğrafçı Olmak Üzerine, David HURN
Fotoğraf Notları, Jale ERZEN
http://www.fotoritim.com/
http://www.fotografya.gen.tr/
+FotoKritik forumları
Tek bir kitap, tek bir müzik grubu/sanatçısı, tek bir şiir, tek bir şarkı ismi vermenizi istesek bunlar neler olurdu?
Kitap: Taranta-Babu’ya Mektuplar, Nazım Hikmet Ran
Gurup: Kardeş Türküler
Şiir: Özlemedim Seni, Ahmet Telli
Şarkı: ODE, David Darling/ Cycles
FotoKritik’te sizce yeterince ilgi gormeyen ama çok yetenekli bulduğunuz fotografcılar var mi, link verebilirsiniz?
Okan Akan: http://www.fotokritik.com/kullanici/sm0ky
Mehmet Oğuz: http://www.fotokritik.com/kullanici/Birader
Bu bölümde sizden sonra yer almasını istediğiniz 3 kişinin linkini verebilir misiniz?
http://www.fotokritik.com/kullanici/ToRtU
http://www.fotokritik.com/kullanici/ZALOGLU
http://www.fotokritik.com/kullanici/jelya
Bu soruları cevaplamam için beni motive eden Ahmet Morgül Bey’e ve okuma zahmetinde bulunan fotoğraf dostlarına çok teşekkür ediyorum.
Selamlar.
Bu mesaj 01.05.2008 tarihinde değiştirildi.