Aman...Aman
Dibine kadar çileye batıp çıkarken
Kimbilir durmadan nasıl susarsın
İçine atıp atıp yoluna basıp giderken
Su gibi akıp geçer zaman
Eleştiri ve Yorumlar
emreucar
Emre Ucar
Değerlendirme
| Yaratıcılık |
4 |
| Kompozisyon |
4 |
| Estetik |
4 |
| Teknik |
4 |
| Ortalama |
4.0 |
Mükemmel
3 ay önce yazılmış
smeagol
fatih çam
üstad büyük fotoğraflarınız var, hakikaten çok büyük.
ve burada, fotokritik'te, amatörlerle bu ilham ve ders veren "eser"lerinizi paylaşıyor olmanızdan ötürü teşekkür etmeliyim kendi adıma...
09.11.2006 00:11 tarihinde yazılmış
KanyaK
Kaan Yakar
Değerlendirme
| Yaratıcılık |
4 |
| Kompozisyon |
4 |
| Estetik |
4 |
| Teknik |
4 |
| Ortalama |
4.0 |
Nerden, nerden! diyordum yanlış hatırlıyorum sanırım. Üniversitedeyken sürekli gördüğüm Maden Fak. duvarında asılı bir fotoğrafla karıştırıyorum sanırım :) ondaki madenci gülüyordu, bozuk dişlerine inat. neden ona benzettim anlamadım. sanırım o fotoğrafta çok hoşuma gitmişti.
yerin altında bulunmuş biri olarak, farklı bakıyorum belkide fotoğrafınıza. doku, detay, hissiyat çok farklı ve başarılı. elinize, yüreğinize sağlık...
28.10.2005 20:44 tarihinde yazılmış
Manowar81
Murat Taşbaşı
Değerlendirme
| Yaratıcılık |
4 |
| Kompozisyon |
4 |
| Estetik |
4 |
| Teknik |
4 |
| Ortalama |
4.0 |
Merhaba Birol bey,
Tarif etmesi ve yorum yazması zor bir fotoğraf.
Ben sadece mükemmel olmuş diyeyim.
Elinize sağlık
İyi çalışmalar
Muart
26.10.2005 12:53 tarihinde yazılmış
barbudo
orçun sel
Değerlendirme
| Yaratıcılık |
4 |
| Kompozisyon |
4 |
| Estetik |
4 |
| Teknik |
4 |
| Ortalama |
4.0 |
sizinle tanışmayı çok isterdim doğrusu fotografların bazen anlatması gereken şeylerde vardır fotografın ve fotografçının bir görevide vardır bazen üstelik bu ikili türkiyede buluşmuşsa saygılar
16.10.2005 11:30 tarihinde yazılmış
Paradiselost
Birol Üzmez
Dünya çok küçük.Sizinde yolculuğu ve dağları çok sevdiğiniz anlaşılıyor. Yol bu bilinmez ki nerede ve ne zaman insanın karşılaşacağı! Bakarsınız bir gün yolumuz bir kavşakda kesişivermiş.
16.10.2005 13:06 tarihinde yazılmış
barbudo
orçun sel
hatta belki dağlarda kesişir bir gün
16.10.2005 15:25 tarihinde yazılmış
Fiko
Değerlendirme
| Yaratıcılık |
4 |
| Kompozisyon |
4 |
| Estetik |
4 |
| Teknik |
4 |
| Ortalama |
4.0 |
Merhaba Birol bey,
Öncelikle günün fotoğrafcıları arasında olmanız sebebi ile tebrik ederim
Madencilerin çilesini ve yaşadıklarını anlatan akıllarda kalacak kadar etkili bir portre çalışması her şeyi ile çok başarılı tebrik ederim başarılarınızın devamını dilerim.
selam ve sevgilerimle.
16.10.2005 00:13 tarihinde yazılmış
Paradiselost
Birol Üzmez
Teşekkür ederim.Bende bu konunun hakkını vermeye çalışıyorum yıllardır.İnsanlar fotoğraflarımı beğendiği zaman da mutlu oluyorum.
16.10.2005 13:10 tarihinde yazılmış
murat2005
murat aşık
Değerlendirme
| Yaratıcılık |
4 |
| Kompozisyon |
4 |
| Estetik |
4 |
| Teknik |
4 |
| Ortalama |
4.0 |
birol bey merhaba. bu insanların çilesini ve yaşadıklarını tek fotoğrafta özetlemek istesek bu yeter sanırım. elinize, gözünüze sağlık. sevgiler.
15.10.2005 23:39 tarihinde yazılmış
Paradiselost
Birol Üzmez
Çok teşekkür ederim.
16.10.2005 15:02 tarihinde yazılmış
DrDinazor
YIGIT SARAC
Değerlendirme
| Yaratıcılık |
4 |
| Kompozisyon |
4 |
| Estetik |
4 |
| Teknik |
4 |
| Ortalama |
4.0 |
Merhaba Birol bey,
Işık sert olmasına rağmen fotoğrafa olmusuz bir katkısı olmamış. Çok güzel bir kompozisyon ve duygu aktarımı var. Uzun süre akıllardan silinmeyecek bir fotoğraf. Tebrik ederim, ışığınız bol olsun.
Saygılar.
15.10.2005 18:10 tarihinde yazılmış
Paradiselost
Birol Üzmez
Sizde Işığınızı söndürmeyin sakın.
16.10.2005 15:08 tarihinde yazılmış
Everit
Erhan Verit
Değerlendirme
| Yaratıcılık |
4 |
| Kompozisyon |
4 |
| Estetik |
4 |
| Teknik |
4 |
| Ortalama |
4.0 |
Birol Bey Merhaba
Muhteşem fotoğrafınız için sizi tebrik etmekten başka söylenecek söz kalmamış.
Zaten fotoğrafta bence sözün bittiği yerde, yada sözün olmadığı.
Saygılar.
15.10.2005 14:53 tarihinde yazılmış
Paradiselost
Birol Üzmez
Beğendiğiniz için çok teşekkür edrrim.
16.10.2005 15:10 tarihinde yazılmış
gezen
Zeki Akakça
Değerlendirme
| Yaratıcılık |
4 |
| Kompozisyon |
4 |
| Estetik |
2 |
| Teknik |
4 |
| Ortalama |
3.5 |
Selam....
Yazılanların hepsini okumadım. Gerek vardı belki okumaya... Ama belki de yoktu benim için. Tebrik ediyorum, fotoğraf adına, tebrik ediyorum iemeğini ekmek yapan insanlar adına...
15.10.2005 14:14 tarihinde yazılmış
mercansarier
mercan sarıer
Değerlendirme
| Yaratıcılık |
4 |
| Kompozisyon |
4 |
| Estetik |
4 |
| Teknik |
4 |
| Ortalama |
4.0 |
merhaba
yüz yıl öncesinin anılarda kalan fotografı olmalıydı bu...
İnsanımızın günümüzde bu hale getirilmesine inanası gelmiyor insan olan insanın.
Heryerde kömürü yakarken,kömürde de madencimizi yakıyoruz hala...
Canını çigerini yakıyoruz,kanı dumanına karışıyor.Bu adamın karşısında,bundan sorumlu olan hepimiz utançla ve saygıyla egilmeliyiz.
Ne diyeyim fotograf için,kendisi herşeyi demiş zaten,begeniyor musunuz,memnun musunuz görüntümden diyor o bakışlar,eger gözlerine bakacak yüregimiz kaldıysa...
Saygılar Adam'a,saygılar fotografa
15.10.2005 13:33 tarihinde yazılmış
ToRtU
Şafak Tortu
Değerlendirme
| Yaratıcılık |
4 |
| Kompozisyon |
4 |
| Estetik |
4 |
| Teknik |
4 |
| Ortalama |
4.0 |
Yorum yazamamanın yada yazarken anlatamamanın sıkıntısını ile bizide siyaha boyadınız, taşları yerinden oynattınız, yakamızdan tutup sarstınız .....
İşte fotograf...
Tebrik ederim....
15.10.2005 11:40 tarihinde yazılmış
Paradiselost
Birol Üzmez
Beklemek
Kömür karası yüzü
Beklemek ekmeği ve zeytini
Beklemek
İnce ince
Sızım sızım ölümü
Beklemek bitti deyin
Sağol dost "Işıkveren" bakışların hiç eksilmesin.
16.10.2005 15:07 tarihinde yazılmış
Lena_Gonul
Değerlendirme
| Yaratıcılık |
4 |
| Kompozisyon |
4 |
| Estetik |
4 |
| Teknik |
4 |
| Ortalama |
4.0 |
birol bey merhaba,
cok basar1l1 bir portre diycem ama inan1n onu bile derken icim s1zl1yor.gercek bir görüntü ve ne denli zor cal1st1klar1n1n bir kan1t1 bu bize.bunu gösterdiginiz icin tskler.sevgi ve selamlar..
15.10.2005 01:57 tarihinde yazılmış
tamay
tamer kunduracıoğlu
Değerlendirme
| Yaratıcılık |
3 |
| Kompozisyon |
4 |
| Estetik |
4 |
| Teknik |
3 |
| Ortalama |
3.5 |
çok etkileyici bir eser, ellerinize yüreğinize sağlık.
bu yüze fazla uzun süre bakamıyorum, boğazım düğümleniyor, yutkunamıyorum, gözlerim sulanıyor..
keşkelerim: ışığın ters gelmesi nedeniyle sağ gözde kısman yakalanmış pırıltıdan sol göz nasibini alamamış, keşke o "herşeye rağmen" diyen ışıltılı gözler ön plana çıkabilseydi.
ışığınız daim olsun, hiç karanlıklarda kalmayın, çok zor, çok zor...
15.10.2005 01:12 tarihinde yazılmış
akguvercin
ismail kocaman
Değerlendirme
| Yaratıcılık |
4 |
| Kompozisyon |
4 |
| Estetik |
4 |
| Teknik |
4 |
| Ortalama |
4.0 |
Merhaba
Gerçekten tam anlatım bir fotoğraf ...
emeği anlatıyar çileyi anlatıyor Her şeyi anlatıyor açıkça ...
Meşakkatlidir kömür çıkarmak ,Kömür karasına bulanmak...
Ürkütücüdür ....hatta maden muhendisini muhendisliği bıraktıracak kadar..
ürkütücü...bir arkadaşım "bir daha inmem dedi ve inmedi..."
tebrikler size...bu kadar anlatılır...
15.10.2005 00:36 tarihinde yazılmış
Paradiselost
Birol Üzmez
Zonguldak nasıl anlatılır ki! Hiç bir sözcük yetmez anlatmaya ama İrfan Yalçın iki cümleyle özetleyiverir Zonguldak'ı:"
Zonguldak iki katlı bir ev.
Alt kattakiler ekmeği
Azrailin ağzından kapıp kapıp
Üst kattakilere sunarlar."
Kozlu grizu faciasından sonra da kurtarma ekibinde görevli mühendislerden bazıları daha sonra ocağa inememişti!
16.10.2005 13:18 tarihinde yazılmış
torul
Ünsal Orhan
Değerlendirme
| Yaratıcılık |
4 |
| Kompozisyon |
4 |
| Estetik |
4 |
| Teknik |
4 |
| Ortalama |
4.0 |
tebrikler,
ekmek parasını son kuruşuna kadar hakeden ,hatta daha fazlasını da hakeden emekçimizi o etkili bakışları ıle nede güzel fotoğraflamışsınız,unutamayacağım bir portre çalışması,müsadelerinizla favori fotoğraflarım arasına almak istiyorum tebrikler,selamlar..
14.10.2005 16:59 tarihinde yazılmış
Paradiselost
Birol Üzmez
Müsade sizin bende onur duyarım bu fotoğrafı listenize almanızdan ötürü.
14.10.2005 17:10 tarihinde yazılmış
TUANATU
AHMET KARACA
Değerlendirme
| Yaratıcılık |
4 |
| Kompozisyon |
4 |
| Estetik |
4 |
| Teknik |
4 |
| Ortalama |
4.0 |
Savastir bu !...
Gelir...
Gelir taaa...uzaklardan.
Gokten zembille degil
umursamaz insan emriyle gelir.
Alli turna degilki bu
kendisine''HOSGELDIN'' denen.
ve ben
olurum nedensiz
...kazmazlar mezarimi...
Merhaba Birol bey;
sozun ve kelimelerin sustugu nokta bu...
Basarili calismalarinizin devamini dilerim.
yureginizden sevgi,yuzunuzden gulucukler eksik olmasin.
14.10.2005 14:35 tarihinde yazılmış
Paradiselost
Birol Üzmez
Bende Vıctor Jara'nın bir şarkısıyla selamlıyorum sizi.
Madencinin Şarkısı
Gider,gelir,iner çıkarım
Bunların hiçbiri
Kendim için değil
Madenciyim ben
Madene giderim
Ölüme giderim
Madenciyim ben.
Kazar,çıkarır,terler,kanarım
Her şey patrona gider
Bir damla acı olsun değil
Madenciyim ben madene giderim
Ölüme giderim.
Görün,duyun.düşünün,ağlayın
Bunda ne kötülük var
Her şey yolunda gidiyor
Madenciyim ben
Madene giderim
Ölüme giderim
Madenciyim ben.
VICTOR JARA
14.10.2005 17:09 tarihinde yazılmış
eTo
Ertuğrul YALÇIN
Değerlendirme
| Yaratıcılık |
4 |
| Kompozisyon |
4 |
| Estetik |
4 |
| Teknik |
4 |
| Ortalama |
4.0 |
muazzam bir portre.. elimi sursem is bulasacak gibi gercek duruyor. onurlu bir bakis var gozlerde tam icime bakiyor. gordugume cok sevindim bu calismayi. tebrikler
14.10.2005 10:04 tarihinde yazılmış
Paradiselost
Birol Üzmez
Biliyormusun? Yıkandıktan sonra göz kapaklarının altına kömür tozu yapışıyor ve kirpiklerinin altında yıllar içinde doğal bir sürme oluşuyor.Onun için madencilerin gözleri sürmelidir.
14.10.2005 11:05 tarihinde yazılmış
eTo
Ertuğrul YALÇIN
bilmiyordum.. cok tesekkurler Birol Bey...
14.10.2005 11:12 tarihinde yazılmış
Paradiselost
Birol Üzmez
Bir çift sürmeli göz anlatır mı madenciyi? Korkularını, kaygılarını, tepkilerini, haykırışlarını sürmeli gözlerinin ardına gizler madenci. Sarışın,mavi gözlü de olsa, ille de sürmelidir kara kara . Kömür karasındandır sürmeleri.
Sıradandır maden dışında, diğer insanlar gibidir. Oysa, ocakta diğerleriyle aynı olan giysileri içinde bile sıradan değildir. Daha bir kendine güvenli, daha bir kişiliklidir kazmasını sallarken. Bir o kadar da isteksizdir ocağa girerken.
Madenci sekiz saat vardiyayla çalışır. Sekiz saat karanlıktadır, sekiz saat sigarasızdır. Çıktığında tüm özlemi sigaraymışçasına peş peşe içer, girmeden de öyle. "Son nefes" diye bağırır tertip, ocağa girmeden önce. Bu bağırış, son sigaranın, yani dışarıdaki son dakikaların habercisidir.
Kozlu Müessesesi girişinde tam karşıya gelen yaşam saatinden ürker, bakmaya çekinirsiniz.
"Madenci dikkat, kaza geliyorum demez, emniyetli çalış, tedbir al. Bu saati durdur" yazar saatin üzerinde.
Bir başka yerdeki yazıda "Düşün! Şimdi kazayı önleme sırasıdır. Unutma, seni evde bekleyenlerin var" diye uyarılır madenci. Bu hıçkırıklı uyarıdan, madencilerin başına gelebilecek her türlü kazanın sorumlusunun kendileri olduğu izini alırsınız.
Maden ocağının kötülüğü göçüktür, grizudur. Madenci ya göçükte, ya grizu patlamasında ölür diye biliriz. Oysa madenci, ocaktan adımını attığı an ölümle burun burunadır. Ocağın kapısından girdiğinde kararıverir dünya, renkler yitiverir birden. Çamurdur balçık gibi, kulakları sağır edercesine hava akımının gürültüsüdür, karanlıktır, rutubettir şıpşıp damlar yukarıdan, tozdur, dumandır, kömür kokusu, lağım fareleri, bel ağrıları ve göçüktür, grizudur, korkudur madencinin yaşamı. Üzerindeki ağır elbiseler ve yanında bulundurabildiği tek eşya olan lambası, yine sürükleyerek yürüdüğü ağır çizmeleriyle ocak içinde kilometrelerce yol yürür, ayağa ulaşmak için. Karanlığa, belirsizliğe, sonsuzluğa yürür. Ayakta bile durulamayacak yerlerde sürünür, kazar, kömür çıkarır. Floresan yakılabilen yerler "kapalı çarşı" ya da "E5 karayolu"dur madenci için. Kazmacısı, motorcusu, domuz damcısı, şefi, nezaretçisi, kancacısı, lağımcısıyla yeryüzündeki beden işçilerinin içinde gerçek alın terini döken insanlar: Maden İşçileri. Yirminci yüzyıl teknolojisine inatla kapısını kapamış, insan öğesini hiçe sayan, insan gücüyle tonlarca kömür taşıtacak, vagonları ittirecek, vagonları devirtecek bir anlayışın kurbanı olmuş insanlar. Film değildir yaşananlar. Kanıyla, canıyla gerçek yaşamdır. İnsandır bu ocaktakiler, gerçek insan.
Oysa ölçüye gelmez yaşananlar. Kim ne kadar dayanır bilinmez. On yılda çürüğe çıkar ocakta çalışanlar genellikle. Ciğerleri, ayakları, belleri sakatlanır. Çürüğe çıkan ise artık ocakta çalışamaz, dışarı alınır. Oysa madenci, ocak dışında çalışmayı istemez. Ocak dışında çalışana daha az para verilir.
Vardiya bitiminde yine aynı kilometrelerce yolu yürüyerek ışığa yönelir madenci. Umuda, çıkışa, aydınlığa yürür sekiz saat sonra. Kapıya yanaştığında dışarıdan oksijenin, yeşilin kokusunu alır. İşte ışık, işte yeşil. Yeşilin içinde yürüyerek uzaklaşır ocaktan. Yeşilliğin içinde yürüyen siyah giysili insanlar. Kara bakışlı, kararmış, umutsuz yüzler, çürüyen bedenler. Ve topraktan fışkıran yeşil. Doğadaki renklerden kendine siyahı seçmiş, siyahı seçmek zorunda bırakılanlar.
Madenci karadır, madenci yorgundur, ama “artist gibi yakışıklı” gençler vardır içlerinde. Ve bu gençler en az yirmi yıl, günde sekiz saat vardiyayla madenciyi oynayacaklardır. İlk ocağa girdiği gün, geri kaçmıştır biri. "Şef tutmayaydı o gün, bir daha girmezdim." Ama girmiştir, girmek zorundadır.
Girene "Uğur Ola", çıkana "Geçmiş Olsun". Zonguldak'ta kömür bitene, ya da kömür ocakları kapatılana kadar böyle sürer vardiyalar. Yani,Zonguldak'ın kapısına kilit vurulana kadar.
Evet, girene "uğur ola", çıkana "geçmiş olsun".
Sonu hıçkırıklarla biten bir madenci filmi değil bu, gerçek bir yaşam ve gerçek madenciler bunlar, Zonguldak'ı anlatan elinde fenerli madenci heykelindeki gibi, "kömür karasının onuruyla" yaşamalı madenci.
Ardında gözü yaşlı çocuklar, kadınlar kalmamalı ve Zonguldak'ta artık üzeri bayrak örtülü cenazeler kalkmamalı.
Sevil Üzrek (Göçerler) (Milliyet Sanat Dergisi, 15 Aralık 1990) Madenciler Sergisi
14.10.2005 11:19 tarihinde yazılmış
eTo
Ertuğrul YALÇIN
cok etkileyici.. cok tesekkurler...
14.10.2005 11:25 tarihinde yazılmış
Seckin
Seçkin Ayan
Değerlendirme
| Yaratıcılık |
3 |
| Kompozisyon |
3 |
| Estetik |
3 |
| Teknik |
3 |
| Ortalama |
3.0 |
Bir meslek insanın yüzüne bu kadar yapışır heralde, şair boşuna dememiş
Yüz karası değil kömür karası
Böyle kazanılır ekmek parası
13.10.2005 21:15 tarihinde yazılmış
Paradiselost
Birol Üzmez
Gözlerimin bebeğinde uykunun kuş kanadı hafifliği
Uyku öylece dursun gözümün bebeğinde
Şimdi kömürün karasından aydınlığa çıkmalı bir banyoyla
Gerçi soyunduğumuz yerin de bir farkı yok toprak altından
Ama sıcak su cana can katıyor
Daha bir sürmeli kılıyor kirpiklerimi
Arındın mı sanırsın kömürün karasından, tozundan?
Refik Durbaş
14.10.2005 11:13 tarihinde yazılmış
sparco
mehtap değerli
Değerlendirme
| Yaratıcılık |
4 |
| Kompozisyon |
4 |
| Estetik |
4 |
| Teknik |
4 |
| Ortalama |
4.0 |
Ellerinize sağlık Birol bey nefis bir portre!Herşeyiyle harika ve bir klasik olacak bence..Umarım uzun süre anasayfada kalır.Yüreğinize sağlık...
13.10.2005 13:52 tarihinde yazılmış
Paradiselost
Birol Üzmez
Kedilerden yer açılsa belki dediğiniz gerçekleşecek de pisilerden insanlara sıra gelmiyor ki!
13.10.2005 14:23 tarihinde yazılmış
sparco
mehtap değerli
Kesinlikle katılıyorum!!
13.10.2005 14:29 tarihinde yazılmış
jelya
Ümran Davran
:) Ara verdim...
Sevgiyle.
13.10.2005 15:38 tarihinde yazılmış
Paradiselost
Birol Üzmez
GRİZU
“Yine bir kömür
kütürdedi sobada
kayıp bir madencinin
kalbi rastgeldi
atıverdi sıcak odada”
(Sunay Akın)
Saat yirmi bir sularında Çingeneler Zamanı’ndan, "Ederlezi" yi dinliyordu. Şarkının insanı derinden etkileyen dokunaklı ezgisi tüm hücrelerine sızıyor gibiydi. Şehri delip geçen bir gürültüyle açtı gözlerini. Koltuktan kalkarak pencereye gitti. Köşedeki taksi durağının kulübesinden çıkmış biri dışında, kimseler yoktu ortalıkta. Dolunayın geceye arkadaş olan gizemli ışığına takıldı gözü. Telefonun mekanik sesiyle sıçradı yerinden.
Arayan kamera asistanı Ahmet’ti.
"Metin, Kozlu’da grizu patladı. Hemen görüntü almaya gidiyoruz, beş dakika sonra seni almaya gelirim."
Yatağının üstündeki çoraplarını hızla ayaklarına geçirdi. Çantasını alarak koşar adım çıktı otel odasından.
Kozlu’ya doğru yola koyuldular. Ahmet’in ağzını bıçak açmıyordu, kaygılıydı. Arabayı dikkatle kullanabilmek için epey güç harcıyordu. Metin ise olayın büyüklüğünü kafasında canlandırmaya çalışıyordu.
Yol boyunca ambulanslar vızır vızırdı. Kozlu’ya geldiklerinde her yer ana baba günüydü. Kuyular patlamanın etkisiyle havaya uçmuştu.Yerin beş yüz elli metre altından asansörlerle cesetler çıkarılıyordu. Asansörün kapısı açılıyor, parçalanmış vücutlar, kömürleşmiş madenciler… kollar bir tarafta, bacaklar başka bir tarafta, sedyelerle ambulanslara yerleştiriliyordu.
Metin’in yüzü bembeyaz olmuş, kanı donmuştu; midesi bulanıyordu.
Yaralıların çoğu ağırdı, her yandan feryatlar duyuluyordu. Kurtarma ekipleri oradan oraya koşuşuyor fakat yine de bitiremiyorlardı işlerini... Ay ışığı bir kefen gibi örtmüştü her şeyi.. Ahmet, ağzı burnu kan içinde bir yaralının sedyeye konulmasına yardım ediyordu. Ondan sonra Metin ile birbirlerini kaybettiler.
Metin onlarca kez okudu: 2016…2016…2016… Madencinin lambasının aküsünde yazılı bu rakamı, cesedi kaybolmasın diye, çıplak karnına yapıştırılmış flaster banta yazmışlardı.
Metin’in yanaklarını ıslatan gözyaşları üç dört günlük sakalına süzülüyordu. Ona yabancı değildi hüzün; sekiz yaşında ölümün gözlerinin içine bakmıştı... O yaşta annesini yitirmişti... Burun deliklerine pamuk tıkılmış annesini son bir kez öpmesine izin vermemişlerdi... Bu kahırla demlenmişti yıllar yılı. Sanırdı ki, “ölü” gördüğünde kılı kıpırdamaz.
İçin için kızdı Ahmet’e. Ölümü ölümsüzleştirecek fotoğraflar çekmeye gelmemişti Zonguldak’a. Türk-Fransız ortak yapımı belgeselin çekimi için oradaydı. Ne diye bu görüntüleri ille de almak istemişlerdi?
Gece gibi karanlık yüzler, ocaktan çıkan yaralılar, yanmış bedenler, üst üste yığılmış cesetler… manzara tüyler ürperticiydi. Grizuyu nasıl anlatabilirdi çekebileceği görüntülere?
“2016 gitti… 854 gitti… 1211… gitti…” Başı dönüyordu Metin’in.
Kendini bırakmaması, bu insanlara yardım etmesi gerektiğini düşündü. Yanından geçirilen sedyedeki yaralının eli bileğinden kopmuştu. Sallanan, morarmış kolu kaldırıp sedyeye koydu. Onun taşınmasına yardım etti. Gördüklerine inanamadı bir an… Yaralı madenci kömür kusuyordu… Sabaha dek yardım etti ekiplere… Yeraltından yüz on üç madencinin cesedi çıkarıldı…
Ahmet’le birbirlerini yeniden bulduklarında ikisi de tanınmaz haldeydi! Kan çanağı gibiydi gözleri, tükenmişlerdi…
“Ahmet, tek kare bile çekmedim, çekemedim… haberin olsun…”
Ahmet de bir tuhaftı. Susuyordu…
xxx
Ocaklardaki yangın üç gün boyunca sönmeyince havalandırma bacalarını betonlamaya karar verdiler. Metin bu haberi duyduğunda allak bullak oldu. Aklına üşüşüveren varsayımlar o günden sonra korkunç rüyalarının merkezi oldu.
Geri kalanlar yeraltındaydı. Ya yaşıyorlarsa? Ya, bir nefeslik delik bulabilmişlerse? Ya, bir kuytuda saklanmışlarsa?
Uykularından çığlıklar atarak uyanıyordu Metin.
Ocaktaki kömür , madencilerden daha önemliydi! Onlar ölebilirdi, ama kömürler yanmamalıydı.
O akşam kuyular betonla kapatıldı. Ocakların havayla irtibatını kestiler.
Metin de irtibatını kesmişti bir şeylerle. Ellerini sürekli ovuşturuyor, kimseyle konuşmuyordu. Ölüm pahasına kazma sallayan bu yüzleri onlarca kez ağırladı rüyalarında. Metin de oksijensiz kalmıştı onlar gibi.
“Ölçüm yapıldı” dediler. Yangın sönmemişti. Karar alındı:Yangının sönmesi için ocaklar suyla doldurulacaktı.
“Suyla doldurulacak…”
Metin günlerce su içmedi… İçse boğulacağını sandı… Hastaneye kaldırıldığı gün şehre içme suyu sağlayan barajın kapakları açıldı, dereden çekilen suyla ocaklar doldurulmaya başlandı. Kozlu ocaklarında çalışan işçiler başka bölgelere nakledildiler.
xxx
Günlerce verilen sakinleştiriciler ve serum Metin’e iyi gelmişti. Ekip arkadaşlarını orada bırakıp, çekimi bitiremeden İstanbul’a döndü.
Düşlerinde hep onları gördü. Su içtiğinde, boğulan madencilerin çığlıklarını hissetti. Yaralarını kurutmaya çalışırken , bir de baktı ki, yara daha da büyümüş…”Ederlezi”yi dinledi binlerce kez… Boğazın akıntısına bıraktı kendini saatlerce. Onlar gibi boğulmak istedi.
Kesip atmak istedi o günleri karabasan rüyalarından, başka bir yerden patlak verdi çığlıklar.
Tıpkı grizu gibi.
xxx
Adını koyamadığı gizli güç sürüklemişti onu yeniden buralara. Ocaklardaki yangının söndüğünü, o günlerde suların boşaltılmaya başlandığını bilmiyordu elbet.
İki katlı eski otelin sahibi, hemen tanımıştı konuğunu. Buyur etti, en güzel odayı verdi. Çekim ekibi işini bitirmiş, çoktan dönmüştü İstanbul’a. Açıklama gereği hissedip, birkaç eksiği tamamlamaya geldiğini söyledi Metin.
Geceyi huzursuz geçirdi. Rüyasında Zonguldak’ın ara sokaklarına girdi, orada yürüyen madenci hayaletleri ona bakıyordu. Oradan kurtulmaya çalışıyor, hayaletler darmadağın parçalar halinde etrafını sarıyor, onu bırakmıyordu. Birinin yüzünden akan siyah kanı silmeye çalışırken, ter içinde uyandı… bir daha uyumadı…
Ertesi sabah, bölgeye gittiğinde ocakların önü tıklım tıklımdı. Sular boşaldıkça en üst katlardaki ocaklara girmeye başlamışlardı. Aileler, kalan cesetleri almak için gelmişti. Tıpkı bir yıl önceki gibi cenaze arabaları kuyuların ağzında sıraya girmişlerdi.
Metin’in aklı karmakarışıktı, ürpermişti. Sürüklenen adımlarla yaklaştı çıkarılan cesetlerden birine. Şaşkın ve tedirgin bakışları, cesedin kolundaki elektronik saate kaydı. Saat çalışıyordu… Metin titredi… Üşüyordu… Donakaldı. Uzun uzun baktı ölünün kapkara yüzüne. Ne yapacağını bilemiyordu. Bir robot gibi izledi onu… O nereye giderse, oraya gitmeye hazırdı… Düşünü gerçeğe dönüştürmek için bundan uygun bir yol olamaz gibi geldi ona.
Cenazenin peşinden köye kadar gitti Metin. Kapı eşiklerinde sessizce duran kadınlar, maden göçüklerinden bir çok kez sağ kurtulan “kömürden adamlar”, ona şaşkın baktılar. Yeraltında kömür kazarken yüz elli yıl önce Fransızlar zamanında madende göçükte kalan insanların kemikleri takılırdı bazen kazmalarının ucuna. O kadar doğaldı ki bu. Madenci kömürleşmişti çünkü. Madenci Kömürden adamdı…Kömür gözleriyle izlediler Metin’i…
Alışık değillerdi yabancıların köye gelmesine.
Hava çok soğuktu, kar yağıyordu.Tepede bir köy mezarlığı, hava sisli, mezarların üstü karla kaplıydı. Madencinin tabutu toprağa verilmek üzere omuzlardaydı. Yerin yedi kat altındaydı bir yıldır nasılsa, bu cenaze kimseyi fazla ilgilendirmedi. Hiçbir gazeteci rağbet etmedi bu törene. Bu haberin çoktan modası geçmişti belki de… Kimse anlayamadı Metin’in neden orada olduğunu. Cenaze toprağa verildi, dualar okundu. Birer ikişer ayrıldı insanlar. İki büklüm, yaşlı bir adam başını ellerinin arasına almış öylece duruyordu mezarın başında. Öksürdü… ağzından kömür karası geliyordu…
Oğlunun eve dönüşünü simsiyah gözyaşlarıyla karşılayan madenci emeklisi babanın fotoğrafını çekti Metin.
İşte dedi kendine “Bu fotoğraf grizunun acısını anlatıyor.”
Arabasına bindi, “Ederlezi” çalıyordu radyoda.
MAVİSEL YENER
14.10.2005 11:26 tarihinde yazılmış
jelya
Ümran Davran
Çocuk aklımla kömür yakılmasına karşı çıkmam bundandı.
Teşekkürler sevgili Birol.
14.10.2005 11:55 tarihinde yazılmış
Detail
@ Emre Ozbasaran
Zonguldaklı bir yazar vardı onu getirdiniz aklıma yazdıklarınızla Levent ----oğlu gibiydi yada tamamen yanlış hatırlıyorum, "Göçük" diye bir kitabı vardı göçük altında kalan 5 6 madencinin öyküsünü anlatıyordu, ağladığım geldi aklıma kitabı okuken....
: ((
Zonguldak da her yaşayan o madenlerin ekmeğini yer bişekilde ağlamamak olmaz...
14.10.2005 19:55 tarihinde yazılmış
Eleştiri yazmak, puan vermek ve kendi fotoğraflarınızı paylaşmak için üye olun
|
Fotoğraf Sahibi
Paradiselost
Birol Üzmez
Foto Künye
Madenci portfolyosundaki diğer fotoğrafları
|