Çevrepınar / Kahramanmaraş - Nisan 2008
Ellerinden öperim, çok değerli hocam :))
Saygılarımla...
Muhteşem bir iç mekan çalışması
Hem geniş açı tadı hem de gerçekten iyi bir ışık kullanımı, usta işi tercih de manuel mod
mekan-insan ilişkisi...
tebrik ederim
Kadrajınıza ilk bakışımda ''-İşte bir yastıkta kocamak!'' çıktı ağzımdan ve hemen yazmak istedim. Elinize sağlık, teknik açıdan ve anlam doluluğu açısından çok başarılı bir çalışma.
Mekandaki doku ve modeller insanı zaman tünelinde hüzünlü ve buruk duguların yoğun yaşandığı bir yerlere alıp götürüyor...Bir yerlerde bir şeyler hatırlıyor gibiyim geçmişle ilgili....Kutlarım...
Merhbalar Ayşe Hanım,
inanılmaz güzel bir portfolyo hazırlamışsınız. doğrusu nereden başlayacağımı bilemedim. bu fotoğrafla ilgili nedenebilir bilmiyorum. herşeyin yeri, kadrajdaki oturumu, netlik mükemmel. insanı alıp götüren bir kompozisyon. anadolu'nun kaybolmaya yüz tutmuş bir köşesini ölümsüzleştirmişsiniz. tebrik ediyorum sizi.
Ellerinize sağlık
Hüzünlü bir kare, derin ve zor bir bekleyişi anında zamanı dondurmuşsunuz. Tebrikler...
Ayşe hn selamlar
tek kelimeyle bana düşündürdüklerini anlatmam gerekırse tablo tadında bir çalışma olmuş...
renkler, vurgular hepsi gerçekten çok etkıleyici olmuş keyifle izledim
ellerinize sağlık
selam ve saygılarımla...
Merhaba ayşe hanım.
Arka taraftaki teyzemle amcam fotografta pek dikkat çekmiyor. Sadece tamamlayıcı bir unsur olmuşlar. Buda bence fotografa çoklu inceleme noktası oluşturarak pozitif yansımış.
Yani her bi yerde farkı detay öndeki sobamı yoksa çaymı ? koysa tapsimi yada soba borusumu ? Yada teyzeyle amcamı...
Her bi yerinde faklı anlam dolmuş. ;Elinize sağlık...
Hasan YILDIZ...
Çok sevdiğim karelerden.
Paylaşımınız için teşekkürler.
DİRİ DURURKEN...
Millet olarak çok şaşırtıcı özelliklerimiz var. Mezarlık olarak tahsis edilen arazilerin, ilk mezarı açılmadan bile, köyde olsun, kentte olsun, ihatası hemencecik yapılıverir. Ama okullar yıllar boyu bahçe duvarı çekilmeden durur. Çocuklara gelebilecek zararın kalkanı öğretmenlerdir.
Cesetlere, hem de gömmekle güvence altına aldığımız cesetlere gelebilecek zarar, çocuklarımıza gelebilecek zararlardan daha fazladır.(?)
Yok, mesele zarar gelme meselesi değil, saygı-sevgi meselesi ise, canlılara niçin öncelik tanımayız?
***
Bir arkadaşım:
“-Yahu, kimsesiz, yaşlı bir komşu kadın vardı. Bulaşık yıkarken ölüvermiş. Öyle acıdık ki...” dedi ve ilave etti:
“-Ne yer, ne içer, nasıl ısınırdı anlayamazdık...”
Ve bütün mahalle: “Bir yaşlı, kimsesiz kadın ölmüş, “haberini duyar duymaz, tanıyan tanımayan, cenazesini kaldırmak için bir araya gelmişler ve kaldırmışlar.
Neden diriyken sahip çıkılmamışta, ölünce sahip çıkılmış?...
***
Bacağı dörtleyince baba ocağını terkeder gideriz. (Zaten evlenmezden önce eşimiz tarafından bu şart koşulmuştur.) Eşimizle anlaşma sağlayabilmişsek, bayramdan bayrama, ele-güne ayıp olmasın düşüncesiyle şöyle bir yoklarız... Nasıl bir bahane uydurup kalkabilmek için eşimizle sık sık gözgöze geliriz. Ya anamız, ya da babamız sıkıntımızı anlar ve hafif iğneli bir espriyle yol verir. Yüzümüz kızarmadan, sevinçle soluğu kapıda alırız...
Birinden biri hastalanırsa, topu, bir mazeret uydurarak, kardeşlerimiz varsa kardeşlerimize, yoksa hasta olmayan diğerine atarız...
Zavallı ihtiyarlar, birbirinin çürük kollarına dayanarak, gençlerimizin bile tahammül edemediği, o tedavi sergüzeştine ser-geşte olacaklarını bile bile dalarlar...
Ölürlerseee...
Kendimiz ölüm yatağında olsak bile, uçakla koşarız.
Hepimizden, taa derinden gelen ahlar-vahlar çıkar ki, 21.30 Kurtalan treninin sirenini bile bastırırız...
Moruklar artık öbür dünyaya göç etmişlerdir ya; sorumluluğumuz kalmamıştır; rahatlamıştırız. Onlardan kıskandığımız bir dilim ekmeğin sayısını arttırıp, yağla-balla, taze kuzu etiyle birlikte eşe-dosta günlerce ziyafet çekeriz. Esirgediğimiz kömür parasının yanına bir hayli daha kadar, din adamlarımıza yemin parası, ıskat parası, hatim parası olarak kürürüz... Meseleyi bir an önce miras meselesine getirebilmek için, arkası arkasına mevlütler okutturuz. (Bu arada: “Vay ilmini para ile satanlara, ” ayetini, yarası olup gocunanlara hatırlatırım...)
Ya o moruklar, dişinden tırnağından arttırıp, yüklüce bir miras bırakmışsa...
Sağlıklarında akan çatıları umurumuzda bile değilken, şimdi milyonlarca lira verip, mermerden mezar yaptırırız...
***
Ah! Ölülerimize sahip çıktığımız kadar dirilerimize de sahip çıkabilsek...
O zaman güneş daha parlak doğacak; güller daha kırmızı açacak; tencerelerden tabaklara alınan yemekler daha bir lezzetli olacaktır.
Yüksel Önaçan